Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Samuel Beckett “Murphy” oldu.
Murphy bir antikahraman romanı olarak geçiyor. Kendi iç benliğiyle bağ kurabilen, herhangi bir işte çalışmayan, yalnız biridir.
Celia, bir fahişe olsa da Murph'in bedensel zevkini tatmin etmekten çok ona aşıktır. Sadece tensel değil normal bir aşk ilişkisi arzular.
Murphy dış dünyadan ilişiğini kesmek için ona teklif edilen akıl hastanesinde hizmetli işini kabul ederek, Celia ile ilişkisine mesafe koyar ve birtakım menfaat peşinde olan sözde arkadaşlardan kendini uzaklaştırma fırsatı bulur.
Hastalarıyla kurduğu anlaşılmaz, şaşırtıcı bağ, kendisinin varoluşunu daha da fazla sorgulamasına neden olur.
#kitapalıntıları
Yaptıkların varoluşunun bir parçasını oluşturuyor, varlığının yaptıklarına, sıkıntıyla akışına katlanıyorsun.
Yatağında uyumak isteyen bir adam. Başının ardındaki bölmeden çıkmak isteyen bir fare. Adam farenin gürültüsünü duyduğu için uyuyamaz, fare de adamın gürültüsünü duyduğu için çıkamaz. Biri uyanık kalır, öteki de beklerken mutsuzdur, ama adamın uyuduğunu, farenin de deliğinden çıktığını varsayarsak, ikisinin de mutluluklarını kesinleyebiliriz.
Bedeni yok olmaya sürüklendikçe, kendini usunda doğuyor gibi hissediyordu. Usunun zenginlikleri içinde özgürce deviniyordu. Bedenin stokları, usun zenginlikleri vardı.
Hastaların huysuzluklarını kendi iç dünyalarına sığınışlarındaki bir eksikliğe değil, iyileştiricilerin çevrede oluşturdukları kuşatmaya bağlamak gerekiyordu.