Tanrı'nın bana ne kadar ihtiyacı varsa benim de O'na o kadar ihtiyacım vardı.Gerçekten bir Tanrı varsa, soğukkanlılıkla karşısına dikilip yüzüne tükürürüm diyordum sık sık kendime.
Yapmak istediğim,ama yapmasam olmaz dediğim hiçbir şey yoktu.Çocukken bile, hiçbir eksiğim olmamasına rağmen ölmek isterdim: Vazgeçmek isterdim çünkü çabalamak bana bir şey ifade etmezdi.Talep etmediğim bir yaşamı sürdürmekle hiçbir şeyin kanıtlanmayacağını,doğrulanmayacağını, artmayacağını ya da eksilmeyeceğini hissediyordum.Etrafımdaki herkes ya başarısızdı ya da gülünç.
Karar verdim;kendimi rüzgara bırakacak,karşıma ne surette çıkarsa çıksın kadere direnç göstermeyecektim.Bugüne kadar başıma gelenler beni mahvetmeye yetmemiş, yanılsamalarım dışında hiçbir şeyimi yitirmeme neden olmamıştı.Olduğum gibi duruyordum.Dünya olduğu gibi duruyordu.Yarın bir devrim,salgın bir hastalık ya da depremle karşı karşıya kalabilirdik;anlayış ,yardım ya da vefa için başvuracak tek kişi olmayabilirdi.Felaketlerin en büyüğü çoktan başıma gelmişti sanki; o anki yalnızlığımdan daha mutlak bir yalnızlık olamazdı hayatta.Hiç bir şeye tutunmamaya karar verdim,hayvan gibi yaşayacaktım bundan böyle, yırtıcı bir hayvan gibi.
Küçük ve iğrenç bir mumya gibi fırlatılır insan dünyaya;yollar kanla kayganlaşmıştır ve kimse neden böyle olması gerektiğini bilmez.Herkes kendi yolunda yürüyor dünya tıka basa nimet doluyken,durup meyveleri toplayacak zaman yok.Kafile çıkış tabelasına doğru itiş kakış ilerlerken öyle bir panik yaşanır ki zayıf ve çaresiz olanlar çamurda ezilir, çığlıkları duyulmaz.