Şule Akçay, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

"Çocukluğumda Musevi okulunda okutulan bir metinde bize birçok büyük din olduğu ancak bir tek tanrının bulunduğu öğretilmişti. Aslında insanın dinsel itkilerinin dal budak salmışlığı " insanın" her yerde aynı şeye ulaşmaya çalıştığını kanıtlıyor. Bu şeyin ne olduğu konusunda anlaşma sağlanamamış ve yüzyıllar boyu bu anlaşmazlığı çözümlemek için insanlar birbirlerini katletmişlerdir."

Tarih ve Tin, Joel Kovel (Sayfa 204 - Ayrıntı Yayınları)Tarih ve Tin, Joel Kovel (Sayfa 204 - Ayrıntı Yayınları)

Alıntı
Çamlıca Kız Lisesi Müdür Muavini Sebahat Egemen Hanım'ın yine bir lise hocası olan arkadaşının başından geçen su hadise, değişik ülkelerde yıllarca azınlık psikolojisi içinde yaşayan Yahudi cemaatinin millet olma şuurunu nasıl kazandıklarını göstermesi açısından oldukça önemlidir:

"Çocuklardan not tutmaları için bir defter getirmelerini istedim. Sınıfın tek Musevi talebesi hariç iki gün içinde hepsi isteğimi yerine getirdi. Her ders Yahudi kızına defter getirmesi gerektiğini tekrarladımsa da, hali vakti yerinde olduğu halde kız deftersiz gelmekte devam ediyordu.

Nihayet aradan bir hafta geçtikten sonra, dediğimi yapmadığı takdirde kendisini sınıfa almayacağımı söyleyince ağlamaya başladı. Ailesinin çok geniş imkânı olduğunu bildiğim için bu direnmenin sebebini öğrenmem lazımdı. Kızdan aldığım cevap bir Siyonist prensibin genç bir Yahudi kızında ifade bulmasından ibaretti.
Kız ağlamaya devam ederek ;

''NE YAPAYIM ÖĞRETMENİM, YAKO ON GÜNDÜR DÜKKÂNINI AÇMADI, HERHALDE HASTA OLMALI'' dedi."

Yako'dan başkasından alış veriş etmeyi prensibine ihanet addedecek ırki bir taassupla Yahudiliğine gösterdiği bu sadakatin kaçta kaçı bizlerde bulunmaktadır?
Bizler, yani kendimize Müslümanlık şerefini yakıştıran insanlara gelince…
Bizler komşumuzun bin bir güçlükle açtığı dükkândan alış veriş yapmak şöyle dursun, kepenklerini indirdiğinde farkında bile olmuyoruz…

Bir Müslüman kardeşimizi el birliğiyle kalkındırmak bir yana, O’nun aç mı tok mu yattığı bizi ilgilendirmiyor bile…

Oysa ki her birimiz; “ Komşusu açken, tok yatan bizden değildir!” düsturuna iman etmiş insanlarız…
Ya da belki de, kendimize şunu sormalıyız; Bizler İmanları tüm ruhlarıyla harmanlanmış gerçek Müslümanlar mıyız, yoksa imanlarımız kursaklarımızda takılı mı kalıyor?

Kaşar
Kaşar peynirinin kökeni hakkında sağlam bilgi yok, birkaç rakip rivayet var. Bir kere kaşar ile İtalyanca caciocavallo bizde özellikle Rumeli’nde kaşkaval diye bilinen peynir aynı şey. İsmin kaynağı bu olabilir mi? Zannetmiyorum, çünkü ne olursa olsun hiçbir kelime böyle gelişigüzel deformasyona uğramaz. Kaşkaval nerede kaşer nerede.

İkinci olasılık Artun Ünsal’ın peynirler hakkında yazdığı Süt Uyuyunca kitabında önerilen teori. Çoğu peynirin üretimi için sütün içine bir parça kuzu ya da keçi işkembesi atılırmış ki bu parçanın içindeki enzimler veya bakteriler, her neyse, sütü mayalasın. Et ve sütün herhangi bir karışımını mekruh sayan Rumeli Yahudileri, içine işkembe parçası konulmaksızın bitkisel yollardan (yanılmıyorsam mantarlarla) mayalanan bu Balkan peynirini kaşer saydıkları için bu isim yerleşmiş. İbranice kaşer, Musevi dini kuralları uyarınca yenilmesi caiz olan yiyecek demek.

Bir başka olasılık “kabuk” anlamına gelen Arapça kökenli kışır kelimesi. Kaşarın klasik Anadolu peynirlerinden en büyük farkı kabuklu olması tabii. Acaba oradan bir isim takılmış olabilir mi?

Sevan Nişanyan

Sadettin Olgun, bir alıntı ekledi.
15 May 01:04 · İnceledi

''Kendine sunulan yetmiş, seksen yıllık ömrün ilk ve son onar yılı, çocukluğun bilinçsizliği ve yaşlılığın çaresizliği içinde geçtiğine göre, ellerine kalan elli yılı, itişip kalkışarak, dövüşerek sonra da dövüşmenin getireceği yıkıntılara ve kayıplara hayıflanarak heba emek için mi dünyaya yollanmıştı insanoğlu?Bogomil, Hristiyan, Musevi ya da Müslüman, ne olursa olsun, ne biçim bir kaderdi insanoğlununki?''

Sevdalinka, Ayşe Kulin (Sayfa 400 - Everest)Sevdalinka, Ayşe Kulin (Sayfa 400 - Everest)
HATİCE KESKİN, bir alıntı ekledi.
11 May 22:43 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“Eğer Musevi kanunlarının Musa’ya Tanrı tarafından yazdırıldığı doğruysa Tanrı, Hamurabi’nin yapıtını aşırmış denektir.”

Düşünce Tarihi, Orhan HançerlioğluDüşünce Tarihi, Orhan Hançerlioğlu
Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
11 May 17:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

«Allah dünyayı yaratmış, insanlara bahşetmiştir. Servet ve mahsulat-ı arziye cümlenin müşterek hakkıdır. insanlar müsavidir. Birinin servet cem ve idharile diğerlerinin ekmeğe bile muhtaç kalmaları maksud-u ilahiye münafidir. Yalnız nikahlı kadınlardan başka dünyada her şey müşterek olmalı. Allah kanunlar vaz'etmiş. Onlardan istifade için de akıl ve iz'an vermiştir. Kendi aklının muhiti dairesinde herkes evamir-i ilahiyeyi kabul eder. Birinin muhiti, itikadı diğerininkine benzememek iddiasile icbar icrası emir ve maksad-ı ilahiye münafidir. Çünkü fikir ve vicdan bir aheng-i tabiat mahsulüdür. Cebrin tesirinden masundur. Bunun için islam, hristiyan, musevi, mecusi hep Allah kuludur, birdir, kardeştir. Beyinlerinde muhabbet ve uhuvvet şarttir. ihtilat ve muhabbetleri sayesinde hak batila galebe eder. Matlub-u esasi gürültüsüz kendiliğinden hasıl olur.

Hükumet ise zulüm ve tegallüp mahsulüdür. Onun tecavüzlerini hoş görmek, maksud-u Halika münafi emirlerine itat etmek caiz değildir. Heyet-i idare Zaman-ı Saadet de olduğu gibi millet tarafından intihap olunmalı. Saray, saltanat, muharebe, asker hep zulümdür. Tekkeler, dervişler, ulema onlar da zulüm ve tegallüp eserleridir. Herkes hürriyet-i tamme üzere fikir ve meslek-i zatide bulunmalı. Komşusunun meslek ve mezhebine hörmet etmeli... »

Şeyh Bedreddin Meselesi, Abdurrahman Cerrahoğlu (Sayfa 26)Şeyh Bedreddin Meselesi, Abdurrahman Cerrahoğlu (Sayfa 26)
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
11 May 01:13 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Herzl'i dikkatle dinleyen Abdülhamid, Yahudilerin Filistin'e yerleşmeleri ve özerk bir idare kurmaları karşılığında Musevi bankerlerin Avrupa'daki Osmanlı borçlanma tahvillerini toplayarak devlete rahat nefes aldırabileceklerini de içeren bu cazip teklifi, ülkesinin selameti bakımından tehlikeli bularak reddeder.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
11 May 01:11 · Kitabı okudu · 9/10 puan

II. Abdülhamid'e Batı ülkelerinde ırkdaşlarının uğradığı haksızlıkları ve çektikleri zulümleri anlatan Dr. Herzl, Musevi uyruklarına göstermiş olduğu iyilik ve adaletten dolayı Padişah'a dünya Yahudiliğinin şükranlarını iletti... Osmanlı ülkesinin Mezopotamya'da bulunan petrol yatakları, altın ve gümüş madenleri, verimli toprakları ile ileri düzeyde iktisadî potansiyelinin olduğunu hatırlattı. Fakat tüm bu zenginlikler Avrupa devletleri tarafından sömürülmekteydi.

Görüldüğü gibi, Siyonizm'in babası, Batı'yı Padişah'a şikayet etmekte(!) ve Musevilerin selametinin ancak Osmanlı topraklannda mümkün olacağını, hatta topraklarına çekeceği Musevilerin bilgi, yetenek ve imkânlarıyla imparatorluğun dağılmaktan kurtulabileceğini söylemektedir.

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa ArmağanAbdülhamid'in Kurtlarla Dansı, Mustafa Armağan
Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
10 May 17:40 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ben bugün ki medeniyyetin güzellik ve sanat abidelerine, fen ve hikmet kürsülerine, heykellerine, sütunlarına ve bunları yaratan ve yaşayan insanlarına bakıyorum, gözlerimin önüne memleketimin ve bütün dünyanın sefil ve mazlumlarını, esir ve kurbanlarını getiriyorum, bu zavallıları bu medeniyyet ve bu medeniyyetin insanlarına gösteriyorum; Mesihin Kudüs'te Sloam'ın sarımtıra suları önünde etleri dökülmüş hastaların, yerlerde sürünen kötürümlerin karşısında müheykel bir musevi mabedine onun hahamlarına söylediği bir sözü en yüksek sesimle bende onlara söylüyorum: "Bunlar varken, bunları kurtaramazken bu taş yığınlarının ve bu et ve kemik yığınlarının ne lüzumu var." diyorum.

Fazilet ve Asalet, Mehmet Emin Yurdakul (Sayfa 133)Fazilet ve Asalet, Mehmet Emin Yurdakul (Sayfa 133)
Milena, bir alıntı ekledi.
 08 May 14:44 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Kendilerine sunulan yetmiş, seksen yıllık ömrün ilk ve son onar yılı, çocukluğun bilinçsizliği ve yaşlılığın çaresizliği içinde geçtiğine göre, ellerine kalan elli yılı, itişip kakışarak, dövüşerek, sonra da dövüşmenin getireceği yıkıntılara ve kayıplara hayıflanarak heba etmek için mi dünyaya yollanmıştı insanoğlu? Bogomil, Hıristiyan, Musevi ya da Müslüman, ne olursa olsun, ne biçim bir kaderdi insanoğlununki?

Sevdalinka, Ayşe Kulin (Sayfa 400)Sevdalinka, Ayşe Kulin (Sayfa 400)