Altan Çetin- Tarih Felsefesi
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com'a aittir. Bu eser, tarih düşüncesinin uzun gelişim çizgisini hem felsefi hem de metodolojik yönleriyle ele alan kapsamlı bir incelemedir. Tarih felsefesinin yalnızca belirli dönemlerle sınırlı bir tartışma olmadığını; aksine, insanın geçmişi anlama, zamanı yorumlama ve toplumsal değişimi kavrama çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Altan Çetin Hoca antik çağlardan modern zamanlara değin uzanan geniş bir entelektüel haritayı titiz bir kaynak kullanımıyla kurgulayarak, tarihsel düşüncenin dönüşümünü bütünlüklü bir biçimde analiz eder. Çetin, eserin giriş bölümünde tarih fikrinin kadim uygarlıklardaki kökenlerine yoğunlaşır. Mezopotamya ve Mısır gibi erken zamanın kültürlerinde tarihin kutsal zaman anlayışıyla bağlantılı olduğuna dikkat çeker. Tarihin ritüel döngüler ve tanrısal müdahaleler ile açıklanması, insanın geçmişi anlamlandırma biçiminin ilk aşaması olarak sunulur. Ardından Yunan düşüncesine geçilerek tarihin sekülerleşme süreci incelenir. Bu bağlamda Herodotos’un betimleyici ve kültürlerarası karşılaştırmaya dayanan tarihçiliği, Thukydides’in nedensellik, kanıt ve realizm temelli ilerleyen analitik yaklaşımı karşılaştırılır. Çetin, modern tarih biliminin temellerinin Thukydides çizgisinde atıldığına dikkat çeker; böylece Antik Yunan’ın tarih felsefesi yeniden yorumlanır. Musevi geleneğinde tarihin tanrısal iradeye bağlı lineer bir süreç olarak kavranmasını Batı düşüncesinin ilerleme fikrine kaynaklık eden önemli bir unsur olarak değerlendirir. Bu noktada zamanın doğrusal bir akışa yerleştirilmesi ve tarihin teleolojik bir süreç olarak yorumlanması, modern tarih bilincinin dini temellerini anlamak açısından kritik bir rol oynar. Aynı bölümde İslam düşünce dünyasına geçilerek tarih
Tarih
Tarih FelsefesiAltan Çetin · Selenge Yayınları · 20251 okunma
8/10
·112 syf.·
2026 36. kitabı
Doğankitap'ın hediye gönderdiği bu kitabı bir günde okudum ve oldukça akıcı, etkileyici bir kitap oldu benim için. Görünmeyen döngü serisi başlığında kitaplardan oluşmakta ve her bir kitap birbirinden bağımsız okunabilmekte ve bir dini temsil etmektedir. Fazlasıyla beğendiğim bir kitap olup serinin her kitabını okumayı düşünüyorum. II. Dünya Savaşı’nın en karanlık döneminde, Belçika’da geçen, insanlık onuru ve kültürel miras üzerine kurulu Nazi işgali temelinde sarsıcı bir novella tarzı bir hikayedir. Roman, 7 yaşındaki Yahudi bir çocuk olan Joseph’in hayatta kalma mücadelesini konu alır. Ailesi, Nazi zulmünden kurtulması için Joseph’i Peder Pons adındaki bir Katolik rahibe emanet eder. Peder Pons, "Sarı Villa" adındaki yatılı okulunda Joseph gibi pek çok Yahudi çocuğu Katolik kimliği altında saklayarak onların hayatını kurtarır. Kitabın ismi, Peder Pons’un üstlendiği rolle doğrudan bağlantılıdır. Tıpkı Nuh Peygamber’in tufan sırasında canlıları korumak için bir gemi inşa etmesi gibi, Peder Pons da Nazi "tufanı" sırasında yok edilmek istenen bir kültürü korumaya çalışır. En etkilendiğim kısım ise Peder Pons, bu çocukları Katolik yapmaya çalışmaz. Aksine, savaş bittiğinde kendi köklerini unutmamaları için onlara gizlice İbranice ve Musevi geleneklerini öğretir. Bir insanı kurtarmanın sadece onun bedenini yaşatmak değil, onun ruhunu ve geçmişini de yaşatmak olduğu vurgulanıyor. Kitap bittiğinde şu soru aklında kalır: "Tufan kapımıza dayandığında, biz neleri kurtarmayı seçeceğiz?" ​Bu kitap, serinin diğer kitapları gibi ince yani novella tarzı olmasına rağmen, bıraktığı felsefi tortu oldukça ağırdı. Eric-Emmanuel Schmitt’in "Görünmeyen Döngü Serisi", farklı dinleri ve ruhani dünyaları bir çocuğun veya bir arayışın gözünden anlatan bağımsız novellalardan oluşur. Bu
İnceleme
Nuh'un ÇocuklarıEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 202675 okunma
Reklam
Puan vermedi·481 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 18:52
Senelerdir ne kadar güzel bir kitap olduğu hakkında bitmek bilmeyen yüzlerce övgü duyduktan sonra, bir şekilde okumuş oldum Serenad'ı. Zülfü Livaneli'nin iki kitabını okumuştum daha önce: Kardeşimin Hikâyesi, Engereğin Gözü. İsimleri yanlış hatırlıyor olabilirim. engereğin gözü bence oldukça iyi bir kitaptı. Serenad'sa iyi ve kötü özellikleri birbiriyle yarışan bir çalışma. Yahudi Soykırımı veya bitmek bilmeyen yahudi acılarından bir kez daha söz ederek, tekrar tekrar bizleri terbiye etmesi için yazılmış, ve özenle yazılmış bir kitap. Kitabın lehine konuşmamız gerekirse; öncelikle artık iyi bir özellik mi kötü bir özellik mi, üzerine düşünmek gerekir, ancak kolay okunurluk serenad'ın olumlu bir özelliği olarak ortaya çıkıyor, çünkü Livaneli büyük tarihi meseleleri art arda anlatıyor, birden fazla tarihi olaya uzanıyor, bütün bunların okurun aklını karıştırmayacak şekilde anlatılması, anlatırken okurun akıştan kopmayacak şekilde anlatıcının peşinden gidebilmesi riskli bir durum ve bence Livaneli bunu etkileyici şekilde yapıyor. Burada bir matematik söz konusu ise, yazar bu matematiği doğru şekilde kullanıyor. Benim gibi tarihle ilgili romanları okuyamayan birisi için bu kitap risklerle doluydu, bu yüzden bu tarz benim işime geldi, övgüm biraz da ondan belki de. Kitap lehine olabilecek ikinci bir öge, saçma sapan yanları da olsa bile, anlatıcımız maya'nın ilgiyi ayakta tutabilecek bir hız ve ritmle anlatması oldu diyebiliriz. Kitapta o kadar çok olay, o kadar çok durum ve mesele var ki, bütün bunların içiçe geçerek ve sarkmadan bir kitabı oluşturması, birbiriyle uyumlu bir şekilde ahenkle hareket ederek sırıtmamaları dikkat çekiyor. Hepsinin temelinde de maya'nın hareket dolu, yüzeysel de kalan karakteri, ilgi çekebilen yapısı var. Livaneli bunu yapabiliyor. Benim
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020164bin okunma
Puan vermedi·56 syf.·
2026 20. kitabı
Herkese merhabalaar. Bugün yepyeni ve farklı bir kitap ile buradayım. (En azından benim içinn) MÖSYÖ İBRAHİM VE KURAN'IN ÇİÇEKLERİ Roman, 1960’lı yılların Paris’inde yaşayan Musevi bir çocuk olan Momo ile mahalledeki bakkal Mösyö İbrahim’in dostluğunu anlatır. Babası tarafından ihmal edilen, sevgisiz büyüyen Momo’nun hayatı; bilgeliği, sakinliği ve hoşgörüsüyle dikkat çeken Mösyö İbrahim sayesinde değişir. Birlikte çıktıkları yolculuk yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda ruhsal bir yolculuktur. Momo, sevginin kan bağıyla değil, gönül bağıyla kurulduğunu öğrenir. Kitapta farklı inançların çatışması değil de sevginin iyileştirici gücü daha çok göze çarpıyor bana göre. Mösyö İbrahim’in Momo'ya öğrettiği en önemli şey; “Gülümse” dir. Kısa ama etkisi uzun sürecek bir kitaptı. Ben severek okudum. Momo'ya çok üzüldüm. Mösyö İbrahim'in sevgisine ve hoşgörüsüne ise hayran kaldım. Ben sevdim sizlere de tavsiye ediyorum.
Mösyö İbrahim ve Kuran'ın ÇiçekleriEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20246,4bin okunma
Artıları ve eksileriyle bir "ilk" roman
7/10
·649 syf.··
2026 10. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 12:58
Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk gibi Türkiye'nin en iyi kalemlerinden birinin ilk roman denemesi. Sonuna Pamuk'un eklediği nottan da anlaşılacağı üzere yazarın biraz Buddenbrook Ailesi adlı Thomas Mann romanından, biraz da ailesi ve kendi yaşantısından yola çıkarak yazdığı Cevdet Bey ve Oğulları, kitaba ismini veren Cevdet Bey'in II. Abdülhamit döneminde henüz ticaret Rum, Musevi, Ermeni gibi kökenlere sahip yurttaşların elindeyken küçük bir dükkandan yola çıkarak büyüttüğü bir ticari girişimin ilk seneleriyle başlıyor. Cevdet Bey'in çok ilgi çekici macerası, ne yazık ki tam da en ilgi çekici ve heyecan verici yerindeyken, yani büyük umutlarla başladığı dükkanını büyütürken ve evliliğiyle başlayan yeni hayatının ilk günlerini yaşayacakken bıçak gibi kesiliyor. Halbuki onun Nigan Hanım ile evliliği, Nişantaşı'nda yeni aldıkları konağı nasıl çekip çevirecekleri, ağabeyine büyütmek için söz verdiği yeğeni Ziya'nın yanlarına gelip gelemeyeceği, gelirse uyum sağlayıp sağlamayacağı, Cevdet Bey'in çocuklarının doğumu ve büyümesi gibi detayları okuyamıyoruz. Okur, buralar atlandıktan sonra kendini birden Cevdet Bey'in üç çocuğu Osman, Refik ve Ayşe büyümüş, torunlar dünyaya gelmiş, Cevdet Bey ile eşi Nigan Hanım yaşlanmış olarak buluyor. Doğrusu bu durum beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Bu zaman sıçramasından sonra sayfalar boyunca Cevdet Bey'in ailesinin ve oğlu Refik'in iki samimi arkadaşı Muhittin ile Ömer'in yaşantılarını okuyoruz. Bazı bölümler o kadar uzuyor ki neden Cevdet Bey ile Nigan Hanım'ın yeni yaşantıları yerine bunları okuduğumuzu anlayabilmek de çok mümkün değil. Kitabın son kısmında ise artık üçüncü kuşağın yani torunların da büyümesiyle ailenin geldiği noktayı görüyoruz. Cevdet Bey'in modern bir aile kurmak için döktüğü emeklerin gerçekten işe
Edebiyat
Cevdet Bey ve OğullarıOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20247bin okunma
8/10
·528 syf.··
2025 3. kitabı
Tarihin izinde bir polisiye roman... İskender Pala bu romanında üç büyük din için de önemli bir yeri olan Hz.İbrahim'i (Abum Rabum) merkeze alıyor. Roman; Müslüman, Hristiyan ve Musevi karakterler üzerinden kurgulanıyor. Tokyo'da Sümer tabletlerini inceleyen bir akademisyenin ansızın öldürülmesi ile başlayan roman, CIA, Mossad ve gizli tarikatların sürükleyici mücadelesi ile şekilleniyor. İskender Pala'nın tarihi bilgisi ile romancılık yeteneğini bir araya getirdiği bu romanında yer yer kadim Mezopotamya kültüründen figürlere ve alıntılara yer veriliyor. Kitabın başında karakterlerin listesinin verilmesi ise romanın ne kadar geniş bir karakter ağıyla örüldüğünü gösteriyor. Kudüs, İstanbul ve Roma ekseninde kurgulanan roman, Mezopotamya'da doğan dinlerin kökeni ile günümüz arasında bir köprü kuruyor... Abum Rabum İskender Pala
1000Kitap
Abum Rabumİskender Pala · Kapı Yayınları · 201812,3bin okunma
Reklam
Reklam