Tekin Alp (Moiz Cohen, Munis Tekinalp) (1883-1961). Musevi bir aileden gelme. Selanik’te hukuk öğrenimi gördü. 1905’te gazetelerde yazıları çıkmaya başladı. 1908’de İttihat ve Terakkiye katıldı. 1912’de İstanbul’a geldi. İstanbul Üniversitesinde hukuk ve iktisat dersleri verdi, ama yaşamını esas olarak tütün ticareti yaparak kazandı. Farklı bir kökenden gelmesine karşın önde gelen bir Türk milliyetçisi ve Türk milliyetçiliği, pan-Türkizm ve ulusal ekonomi alanlarında çok sayıda yazısı olan bir yazar.
Dinden bağımsız da ahlak olur
Türkiye’de kimse, ahlakın dinin tekelinde olmadığını bilmez. Çünkü çocukluktan itibaren, din ve ahlak konuları, okuldaki derslerde dahil olmak üzere, paralel öğretilir! Adı üstünde: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi. Sanki ahlak kavramı tektanrıcı dinlerle birlikte ortaya çıkmış gibi uydurma bir ahlak tarihi anlatılır çocuklara. Oysa ahlak, yazılı kaynaklara göre, tektanrıcı dinlerin ortaya çıkmasından binlerce yıl önce, yazılı kaynakların ötesine de geçecek olursak, muhtemelen on binlerce yıl önce zaten vardı. Sadece genel olarak ahlak değil, tektanrıcı dinlerin bazı ahlaki değerleri de bu dinler ortaya çıkmadan önce zaten vardı. Daha yakın bir geçmişe bakacak olsak bile, MÖ 5 ve 4. yüzyılda, yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış olan Platon, Aristoteles ve Epikuros gibi Antik Yunan filozofları, tektanrıcılıktan tamamıyla bağımsız olarak, adalet üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine, erdem üzerine, dostluk üzerine yüzlerce sayfalık kitaplar yazmışlardı. Bu dönemde Musevilik Ortadoğu’da ufak bir coğrafya ile sınırlı bir azınlık diniydi ve Antik Yunan’daki egemen din değildi; çoğu filozofun bu dinden haberi bile yoktu. Hıristiyanlık ve Müslümanlık ise daha ortaya bile çıkmamıştı; Hıristiyanlık Platon’dan yaklaşık 400 yıl sonra, Müslümanlık da Platon’dan yaklaşık 1000 yıl sonra ortaya çıktı. Platon, Aristoteles, Epikuros gibi filozoflar Musevi, Hıristiyan veya Müslüman değildi; ancak ahlak, adalet, iyilik, erdem, dostluk üzerinden bir yaşam biçimi ortaya koymuşlardı. Tektanrıcı bir kültürde yetişen birçok filozof ve düşünür için de aynı şey geçerlidir. Hume, Marx, Sartre, Russell gibi düşünürler, dindar olmadıkları halde, dinsiz oldukları halde, Tanrı’ya da inanmadıkları halde, adalet üzerine, eşitlik üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine yıllarca düşünmüşler, bu
Reklam
Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da, Hıristiyanlar ve Museviler, ateistlerden ve agnostiklerden hoşlanmasalar da, ateistler ve agnostikler de Hıristiyanlardan ve Musevilerden hoşlanmasalar da, söz konusu kesimler birbirlerini baskı altında tutmaya çalışmıyorlar, insan ister dindar olsun, ister dinsiz olsun, din konusunu kişisel bir özgürlük konusu olarak algılıyorlar. Türkiye’de ise herkes Müslüman olmak zorunda; Müslüman değilse de, Hıristiyan veya Musevi olmak zorunda! İnsanların ateist veya agnostik olmaya hakkı yok!
CEMİL MERİÇ HOCA'YLA KONUŞMA¹ SORU: “Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim” diyorsunuz. Okuyucularımıza sizi bu cümlenizle takdim etmek isterdik, muvafık buluyor musunuz? CEVAP: Şeref telakki ederim. Yalnız hemen ekleyeyim, bu bir iddia değil bir temenni. Bölünen bir tarihi birleştirmek münzevi bir yazarın harcı mı? Bu, bir neslin, daha doğrusu nesillerin işi. “Yaşayan bir toplum, kökü mazide olan ati- ((Dipnot) “Cemil Meriç’le Sohbet” başlığı ile 13-14 Mart 1979 tarihli Son Havadis gazetesinde yayımlanan bir röportaj. Röportajın, Şeref Oğuz imzalı “Takdim” yazısı şöyle: “Son yıllarda kültür ve sanat dünyamızda en geniş alâka gören muharrir kimdir diye sorulsa, Cemil Meriç cevabını vermek herhalde en doğrusu olur. Düşünce alanımızda alelaceleciliğin, durgunluğun hâkim olduğu bir sırada, en fazla muhtaç olunan, gerçek aydın olarak zuhur eden üstad, cemiyetimizin içinde bulunduğu derin, çok yönlü ve karanlık buhranı halis tefekkür projektörüne tâbi tutuyor. Bilhassa son kitapları, millet olarak şikâyetlerimizin temel sebeplerine ve çarelerine dair en sıhhatli, en samimi objektif tespitler ihtiva etmekte, deneme türünün Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en ileri örneğini vermektedir. Son Havadis, günümüzün can alıcı bahisleri üzerinde değerli görüşlerini almak üzere Cemil Meriç’i evinde ziyaret etti. Aşağıda suallerimizi ve muhterem hocamızın verdiği cevapları bulacaksınız”.) Sayfa: 535 dir”. Medeniyetlerin anahtarı: Birikim. Tekâmül de inkılâp da kemiyetten keyfiyete geçiştir. İnsanı insan, milleti millet yapan: Hafıza. Biz hafızamızı kaybettik. Düşünce, bütünü kucaklamak, dünü yarına bağlamak. Olanı bilmeden olacağı fethedebilir miyiz? Sıhhatli toplumlar kendileri kalarak değişenlerdir. İçtimaî uzviyet iki zıt kanuna uyarak
Sayfa 535 - İletişim yayınları 9.baskı·Kitabı okudu
Yahudilerin önde gelenleri Allah’a (cc) ve Resulullah’a (sav) çok öfkeliydi, çünkü son vahyin İsrailoğullarına gelmesini bekliyorlardı. Ama onlara göre vahiy, ‘İsmail’in (as) Musevi olmayan lanetli çocukları Araplara’ gelmişti. Kendi literatürlerinde durumu aynen böyle tasvir ediyorlardı. Asırlar boyunca geliştirdikleri nefret söylemleriyle Araplara karşı dinle ilişkili bir nefret oluşturmuşlardı. Onlara göre tüm Araplar İsmail’in (as) çocuklarıydı ve İsmail’in (as) kendisi Allah tarafından ‘lanetlenmiş’ti. Dolayısıyla onun tüm çocukları da lanetliydi.
Sayfa 109·Kitabı okudu
İngilizler, 1917 yılında, İngiltere'nin Filistin'de "Museviler için ulusal bir vatan" kurmalarına yardım edeceğini taahhüt eden tarihi Belfur Bildirisi'nin yayınlandığı sırada gelmişlerdi. Thedor Herzl tarafından Avrupalı Yahudilerin politik bir hareketi olarak kurulan Siyonizm için bu bir zaferdi. İngilizler "uygun bir Musevi örgütüne kamu işlerini, kamu hizmet kurumlarını ve doğal kaynaklarını geliştirmek için yetki vermişlerdi. Böylelikle Filistin'de Musevi bir hükümetin şekillenmesi için yetki vermiş oluyorlardı.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam