• “Ölüm ile ayrılığı tartmışlar; elli dirhem fazla gelmiş ayrılık...”
  • 659 syf.
    ·19 günde·Beğendi·8/10
    Belki de aynı toprağın, aynı obanın, aynı kültürün insanı olmamızdandır. Şiiri çok severim ama Karacoğlan ile Dadaloğlu’nun şiirlerini bir ayrı severim.
    Bu iki ozanımız ile ilgili ne kadar makale, araştırma, derleme kitap bulursam okumdan edemem. Ali Rıza Yalgın, Mustafa Necati Karaer, Müjgân Cumbur ve Cahit Özttelli Karacoğlan ile ilgili en iyi, en doğru derlemeleri yapmışlardı ama bu araştırmacılar bu ozanların, kültürünü, yaşam tarzını, lehçesini bilmediklerinden çok basit ve bariz hatalara düşmüşlerdi.
    Örneğin Öztelli: sadece Karacoğlan’da görülen “Hirene, Hezele, Farımaz, Mestine” gibi kelimelerin bir anlamı olmadığını, bunların Karacoğlan tarafından uyak için uydurulmuş kelimeler olduğunu söylüyordu.
    Oysa bu kelimelerin elbette anlamı vardı ama Öztelli bundan habersizdi.
    Bu hataları da ancak kendisi de bu ozanlar gibi Toroslarda yaşayan bir Türkmen düzeltebilirdi.
    Karacoğlan üzerine yazılmış eserleri araştırırken, bir sahafta tesadüfen Ali Ozanemre’nin “Döne Döne Karacoğlan” kitabıyla karşılaştım.
    Ozanemre’de Karacoğlan gibi bir Farsak Türkmeni, öğretmen emeklisi ve avukattı. Her Türkmen gibi, o da biraz ozan ve gönül insanıydı.
    Ozanemre ‘Karacoğlan hakkında artık derleme yapmanın anlamı kalmadığını, önemli olanın bu ozanımıza yakıştırılan ama asla ona ait olmayan şiirlerin, Karacoğlan şiirleri arasından ayıklanması ve basit dil yanlışlarının düzeltilmesi’ yönünde bir çalışma yapmıştı.
    Çalışmasına da Cumbur ile Öztelli’nin derlemelerini esas almış ve onların kitaplarında yer alan şiirlerde düzeltmeler yapmış, bu düzeltmeleri neden yaptığını da uzun uzun izah etmiş. Fakat Ozanemre bu iki derlemecinin kitaplarındaki yaklaşık 200 şiiri ele almış, kalan 200 şiirde bir düzeltme yapmadığı gibi bunun sebebini de açıklamamış.
    Acaba incelmeye tabi tutmadığı şiirleri Karacolan’a ait görmediği için mi yoksa bunlarda bir hata bulamadığından mı bunları incelememişti?
    Eserde bu konuda bir açıklık olmaması elbette önemli bir eksiklik olsa da özellikle Karacoğlan kültürüyle yetişmeyenler şayet bu ozanımızı tam olarak anlamak istiyorlarsa Ozanemre’nin bu çalışmasını mutlaka okumalılar.
    Ozanemre’nin kitabının ön incelemesini yaptıktan sonra en merak ettiğim konu ise Karacoğlan’ın açık ara en sevdiğim ve en anlamlı bulunduğum aşağıdaki şiirinin son kıtasında nasıl bir değişikliğe gittiği oldu fakat heyhat, Sayın Ozanemre bu şiirde bir hata ve noksan görememişti.
    Oysa şiirin son kıtası ilk satır son kelimesinin “geline” olması mümkün değil.
    Nereden anlıyoruz bunu?..
    Elbette şiirin bundan sonra devam eden satırlarından ve şirin genelinden anlıyoruz.
    Ozan bu şiirinde doğumundan ölümüne kadar olan kendi hayatını ve çektiği çileleri, zorlukları, acıları anlatıyor ve son kıtada da bu dünyadan kendisi gibi geçip giden, kara toprak olan milyarların kimlerden oluştuğunu, onların başına ne gibi işler geldiğini merak ediyor. Bu sebeple de “Sual eylen bizden evvel gelene” diyor.
    O sual edilecek kişinin mezarından kalkmış bir ölü olduğu aşikâr. Ve o sual edilecek kişinin de “Karacoğlan der ki bakın geline” dizesindeki şahıs olduğu da kesin. Böyle olduğuna göre ozanın “Karacoğlan der ki bakın geline” dediği mezarından kalkmış meçhul şahıs kesinlikle bir gelin olmamalı.
    Zira şiirde gelinle ilgili bir durum yok. Artık gözlerimin yaşı kurumaz, hükmu yürümez, güzellere beylikten azledilmiş bir ozanın ne işi olur gelinle? Kaldı ki, şiirde baştan sona gelinlik bir durum yokken Karacaoğlan neden öncesi ve sonrası olmayan bir gelin çıkarsın ortaya ve “Karacoğlan der ki bakın geline” desin?
    Peki, bu ilk dizenin sonu “geline” değilse nedir? Elbette “gelene”dir.
    Şiirin devamından anlıyoruz ki ozan bu şiirini söylerken kim olduğu seçilemeyecek kadar uzaktan bir kişi beliriyor ve Karacoğlan buna dikkat çekerek ““Karacoğlan der ki bakın gelene” deyip sazını çalmaya devam ederken o meçhul şahısta nihayet yaklaşıyor ve artık onun tarih öncesi kavimlerden bir fert olduğu her halinden bellidir.
    İşte o zaman ozan: Sual eylen bizden evvel gelene / Kim var imiş biz burada yoğ iken” diyor. Karacoğlan burada “Sual eylen bizden evveli bilene” demiş olabilir mi? Olabilir veya olamaz. Bu benim için haddimi aşmak olur.
    İşte bu sebeple “Ozanemre bu şiirin son kıtasının ilk dize, son kelimesini ‘gelene’ şeklinde düzeltir, fakat aynı kıt'adaki ikinci ‘gelene’ kelimesinin yerine ne koyar acaba?” diye düşünmüştüm lakin hayla kırıklığına uğradım.
    Artık umudum bu eserin yeni baskıları, olmazsa da yeni araştırmacılarda olacak.
    Şiirle ve okuyarak kalın.

    ŞU YALAN DÜNYAYA GELDİM GELELİ
    Şu yalan dünyaya geldim geleli
    Tas tas içtim ağuları, sağ iken
    Kahpe felek vermez benim muradım
    Viran oldum, mor sümbüllü bağ iken

    Aradılar bir tenhada buldular
    Yaslandılar şıvgalarım kırdılar
    Yaz bahar ayında bir od verdiler
    Yandım gittim ala karlı dağ iken

    Farımaz da deli gönlüm farımaz
    Akar gözlerimin yaşı kurumaz
    Bundan geri benim hükmüm yürümez
    Azil oldum güzellere bey iken

    Karacoğlan der ki bakın geline
    Ömrümün yarısı gitti talana
    Sual eylen bizden evvel gelene
    Kim var imiş biz burada yoğ iken
  • 380 syf.
    ·12 günde·Beğendi·8/10
    #okudum

    YORUM
    Karacaoğlan'ın hayatına dair kesin bilgi ve belgelere raslanılmamakla birlikte, incelemeler bizi 15 yüzyıla kadar götürüyor.Bununla beraber 16. ve 17. yüzyıllarda da Karacaoğlan ismi ile kayıtlı birçok şiire rastlanmakta.Peki bu kitapta okumuş olduğum ve Karacaoğlan imzasını taşıyan şiirler bunlardan hangisine ait?Bu suale cevap vermek mümkün değil gibi.Gerçek şu ki, bilinmezlik, duygu ve düşüncelerini yalnız saza ve söze bağlayan halk şairlerinin değişmez kaderidir.Bunların değil kitapları, ekseriyetle okur-yazarlığı dahi yoktur.Şiirleri ağızdan ağıza, kulaktan kulağa dolaşır.Bu vaziyette, asıl metin de, onu yazan da değişip durur.Şirlerine bakılırsa ,onun hem Erzurumlu, hem Kırşehirli ,hem de Binboğalı kabul etmek gerekir.Denebilir ki, Karacaoğlan gönüllerde doğmuş ve gönüllere gömülmüştür.Topkapı Sarayı Müzesi kitaplığında bulunan ve ilk defa Ahmet Kutsi Tecer tarafından ortaya çıkarılan Surname-i Hümayun adlı eserde, Sultan 3.Murat'ın 1582 yılında yaptırdığı sünnet düğünü anlatılırken Karacaoğlan adı geçmektedir.Bu belge dışında "Latifi tezkeresi" , "Mevaidün Nefais fi Kavaidil Meralis'' gibi tarihi belgelere göre de, 16. yüzyıl da Karacaoğlan adlı bir saz şairinin yaşamış olduğu kesinlikle söylenebilir.Nitekim, edebiyat tarihçileri ile araştırmacıların birçoğu bu görüşü benimsemiştir.Aksi görüşte olanlara gelince, bazıları "Karaoğlan" veya "Karacaoğlan" türküsü deyimini bir ezgi adı, bazıları da 16. yüzyıl da yaşamış şair Karacaoğlan'ı, halen şiirleri elimizde bulunan Karacaoğlan'dan ayrı bir şair olarak kabul ederler.Gelelim edebi kişiliğine...
    Karacaoğlan şiiri, Allah'tan çok insana dönük bir şiirdir.Yunus Emre için "öteki dünya" ve "Allah sevgisi" ne ise, Karacaoğlan içinde "bu dünya ve" insan sevgisi" odur.Tam bir aşk adamıdır.Sanırsınız,güzellere methiyeler düzmek ve sevmek için yaratılmıştır.Süse ve gösterişe merakı yoktur. Söyleyeceklerini en kısa ve kestirme yoldan, sade ve açık bir dille, konuşma rahatlığı içinde söyler.Yaşama sevinci ile doludur.Gördüğü her güzele karşı istek ve sevgi doludur.Şiirlerin de dini etkenler yok denecek kadar azdır.Hiç bir tarikat ve tekke ile ilgisi yoktur.Sevmek ve sevişmek konusunda o kadar ileri gider ki, onu ne din ve ahlak kuralları, ne de gelenek ve görenek bağlar.Sevdiğinin göğsünü cennete benzetecek, yüzünü görenlerin salavat getirmesini isteyecek kadar da aşıktır.Kitabın sonunda,şiirlerin de geçen bazı arapça ve farsça sözcükler için sözlük bulunmaktadır.380 sayfa.

    KİTAPLA KALIN. ️

    Şiirlerinden bazı örnekler:

    Cennete misaldir göğsünün ağı
    Salavat getirsin cemalin gören
    .........
    Gelinin lebleri beste
    Kız eyledi beni hasta
    Gelin şeker şerbet tasta
    Kız petekte bala benzer
  • Cennete misaldir göğsünün ağı
    Salavat getirsin cemalin gören
    .........
    Gelinin lebleri beste
    Kız eyledi beni hasta
    Gelin şeker şerbet tasta
    Kız petekte bala benzer
    ........
    On birinde bir yar sevdim
    Yeni açmış güle benzer
    On ikide şeker şerbet
    Oğul vermiş bala benzer
    ...........
    Çağır Karac'oğlan çağır
    Taş düştüğü yerde ağır
    Güzel sevmek günah değil
    Ben kitapta yerin gördüm
    ..........
    Karac'aoğlan hey der ilin nazarı
    Hercai dilberle etme pazarı
    Dünyada sevmeli esmer güzeli
    Kakülleri yüzde tel incinir mi
    ..........
    Karac'oğlan der ki örülmüş başı
    Daha on beşine girmemiş yaşı
    Ok imiş kirpiği yay imiş kaşı
    Atarak sinemi yaktı da geçti

    KARACAOĞLAN
  • Seyyah oldum gezdim gurbet elleri
    Kar etti canıma yeter ayrılık
    Anlatıyım başa gelen halleri
    Ölümden çok çektim beter ayrılık

    Gurbet eli bizim için yapmışlar
    Çatısını çok muntazam çatmışlar
    Ölüm ile ayrılığı tartmışlar
    Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık

    Karacaoğlan der ki telkin verince
    Ötüşür bülbüller gonca gülünce
    Ben orda yar burda böyle kalınca
    İster ölüm olsun ister ayrılık