(Kitab-ı mukaddes, Mezâmîr, Bab 72, âyet 8)
Bu âyet pek açık bir tarzda Sevgili Peygamberimizi (sav) tarif etmektedir. Çünkü Hazret-i Davud'dan sonra, Hz. Muhammed'den (sav) başka hiçbir peygamber; doğudan batıya kadar genişçe dinini yaymış, hükümdarları vergiye bağlamış, padişahları itaat altına almış değildir. Yine Tevrat'ta belirtildiği gibi her gün insanlığın beşte birinin salâvat ve dualarını alan ve nurları Medine'den parlayan kişi hiç şüphesiz Efendimiz (sav)'dir.
"İleride İsrail oğullarının kardeşleri olan İsmail oğullarından senin gibi bir şanlı resul daha göndereceğim ve sözümü onun ağzına koyacağım. Benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azap vereceğim."
(Bu ibare, Tevrat'ın Tesniye Kitabının 18.babında ve hem de 18. âyet olmak üzere yazılıdır.)
İnsanın, iradesini sonuna kadar kullanabilme yahut tüm hadiselerin sonunu önceden kestirebilme gücü yoktur ki her daim hayrını ve şerrini ayırt edebilsin. Ayırt etse bile her zaman doğru hareket edebilme yetisine sahip değildir. Dolayısıyla hastalık da insan yazgısı içinde yer almıştır. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın bir ismi de Şâfî'dir.
Hastalık, insanın kendi yanlışının doğal bir sonucudur. Çünkü Cenab-ı Hak bedene, onu hastalıklardan koruyacak öyle bir mekanizma yerleştirmiştir ki, bu mekanizmayı bozmak için insanın uzun süreli ve kasıtlı bir çaba sürdürmesi gerekmektedir.