İncelemeye elzem bir eserin enfes cümleleriyle giriş yapmak istiyorum:
"Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benziyor." Bu sözle başlamama sebep, kitabın sonlarında ortaya çıkan gizemden dolayıdır. En çok etkileyen 2olaydan biri bu gizemdir, diger gizemli kısmı da deftere yazmayı düşünüyorum.
Delikanlı, bir çobanın hiçbir zaman hayalini kuramayacağı yaşama sahip olabileceğinin belirgin örneğidir. Evren'in Ruh'unun varlığını sorgulamaktan öte doğaya hassas yaklaşırsam baktığım her şeyin anlam kazanacağının farkındayım. Doğayı izlemek, anlamak, konuşmak bir insana yaşamının ne kadar değerli olduğunu gösterecektir. Her şey bir tek ve aynı şeydendir. Çünkü her şeyin gerçek mahiyeti eninde sonunda tek bir şeye çıkıyor. İnsan belli bir eğitim seviyesine sahip olmaksızın Allah'ın verdiği yeteneklerle maddeden manevi boyutun en güzel haline çıkabilir.
Okurken yorulmadım desem kendime haksızlık etmiş olurum. Ruhumun doğmayacağını bile bile doyması için kitabın içine akarak, yaşayarak okumak yorucuydu. Kurşunun altına dönüşmesi nasıl bir süreç istiyorsa bu kitabın da az sayfasıyla insana sağlam izler bırakması için gerekli bir durumdur bence.
Paulo Coelho'nun Simyacı'yı yazmasının mahiyetinde Mevlana'nın eserinin bulunması esbabıyla yine onun sözüyle noktayı koymak isterim.
"Nasibi olan alır karıncadan bile ders, nasibi olmayana kâinat kitap olup açılsa ters."