Çok yoruldum Şeyhim!
Çok yoruldum, altında ezileceğimi bildiğim halde, onlarca yükü sırtımda taşımaktan;
Çok yoruldum, yılların verdiği değersizlik hissini her an bir damga gibi alnımda taşımaktan;
Çok yoruldum, hayallerimin hayal ötesini geçmemesinden...
Sevgili dost;
Sen nesin, kimsin, öğreneceksin elbet. Sen kulsun, ne edersen et, ne olursan ol, ister bir diyara sultan ol ister bir kapıda dilenci, ister ilim yolunun nirengi, istersen de cahillerin kara rengi ol, ama evvela kul ol! Dünyayı değil O'nu iste. Sen O'nu istersen O zaten verir sana dünyayı. Ki dünya dediğin O'nun muhabbeti yanında bir damla suyun toprakta bıraktığı nemdir ancak. Bil ki, dünya her gelene gönül veren, her gönül verdiğine söz veren "seninim" diyen bir aşüftedir. Dışı altın ile kaplanmış kara bir taştır o. Aldanma sakın rengine. Renk geçer gider, sen özü ara; suret silinip yiter, sen gözü ara. Unutma, dünya hançeriyle yaralarsan gönlünü, yara geçer de izi Fatih Duman kalır, derdi biter de sızı kalır. Sen kıymetsize değil, kıymeti sonsuz olana talip ol! Zira bir sultana köle olmak, kölelere sultan olmaktan daha evlâdır.
Şair, "Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda," diyor. İnanmış bir adamın nefesi değdiğinde, kapanır savaşın açtığı yaralar çocuklarda. Yerinde bir gül büyür. Kokusunu o nazenin, o içli çocukların rüyalarına bir ninni halinde salarak...🌿