Aşçı terapisi = Mutfak
Babama diyom ki :Mutfak kapandı girmeyin artık Babam: Ee su da mı içmeyelim Ben: Yağmur yapıyor ya balkondasın da 😂
1000Kitap
Reklam
Birinin mutfak tıkırtısı olmak,kek kokusu olmak...
ERKEKLERİN KADINLARDAN RİCASIDIR. *8 hafta süren bas ağrıları baş ağrısı olamaz,bir doktora gidin. *Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır. *'Beni seviyor musun?' diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız... *Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir. *Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın. *Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak,aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan 'ekmek Masada değil' diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın... *Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz birşey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın... *Eğer birşey istiyorsanız sormanız yeterli. Birşeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle far klı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin... *Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur. *En karmaşıik durumda bile bizim için temel kural şudur: 'En kolayını seç'. Bizden komplike şeyler beklemeyin. *Erkekler en fazla 16 renk görürler. Mesela, şampanya bir renk değil, bir içkidir. *Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. *Biz basitizdir. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur. Sormayınız. *Cuma + Cumartesi + Pazar = Bol yemek ve mutfak gerçekliğinin icrasıdır... Bizi anlamaya çalışın lütfen, fazla abartmayın ama... *Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeyseniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin.Temiz bir evden
Kabil’in Kürsüsü
Derya’nın evliliği bitirmek için bulduğu bahane ne kadar hafifse, Zebercet’in onu yok etmek için kuşandığı nefret o kadar ağırdı: Her şey salondaki bir yapay çiçek yüzünden başlamıştı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Salondaki eski ahşap saatin tik takları evin içindeki ağır ve tekinsiz sessizliği her saniye daha da derinleştiriyordu. Zebercet, pencerenin kenarındaki gölgelerin arasına sinmiş parmaklarının arasında sönmüş duran sigaraya bakıyordu. Kafasının içi akşamüstü yaşanan o absürt, o inanılması güç tartışmanın uğultusuyla doluydu. Her şey Zebercet’in akşam eve gelirken salona koymak için aldığı sıradan bir yapay çiçek yüzünden başlamıştı. Derya çiçeğe bakmış, "Ben evimde böyle sahte, ruhsuz şeyler istemiyorum. Hayatımı da bu plastik yapraklar gibi soldurdun zaten. Artık dayanamıyorum; sırf bu çiçeği bile sormadan eve getirmen senin bencilliğinin kanıtı. Boşanmak istiyorum," demişti. Görünüşte her şey bir yapay çiçek yüzünden çıkmıştı; o kadar saçma, o kadar fındık kabuğunu doldurmayacak bir nedendi ki bu... Ama Zebercet için bu saçmalık, arkasındaki o korkunç gerçeği gizleyen bir paravandı. Derya bu incir çekirdeğini doldurmayacak bahaneyle ondan kopmak, bu evden gitmek istiyordu. Derya mutfağa doğru su içmeye giderken Zebercet’in zihnindeki o asıl karanlık, o saplantılı dehliz açıldı. Onu asıl çıldırtan öfkeden deliye döndüren şey ne o uyduruk çiçek bahanesiydi ne de evliliğin bitmesiydi. Zebercet’in zihni, tamamen tensel bir mülkiyetçiliğin pençesindeydi. Derya’nın bedenini; o güne kadar yalnızca kendisine ait olmuş ve bundan sonra da yalnızca kendisine ait olması gereken bir haz kaynağı olarak görüyordu. "Boşanmak" demek, Derya’nın o evden çıkıp gitmesi demekti. Yani o tenin, o dokunuşların, o yatak odası sırlarının bir başkasına açılması demekti. Zebercet
Duygu ve Düşünce
Sardunyamı seviyorum...
Laminasyondan geçirince güzel kalırlar sanmıştım.. Ben bu yüzden çiçekleri koparılıp esaret altına alınmış maşuklar gibi görürüm. Bu yüzden onları mutfak tezgâhındaki bir bardak suya hapsedip soluşlarını izlemeyi sevmem. Mutlu oldukları yerde, kökleriyle kalmalarını tercih ederim. Başkalarını kokularıyla, duruşlarıyla etkileyeceklerini de düşünerek... Mutlu olduğu, hayat bulduğu yerde kalsın. Ben ise benim yanımda hayat bulacak; getirildi diye küsmeyecek, solmayacak başka bir çiçek istiyorum. Sardunyam var mesela... Annem, “Arsız olur, sürekli çiçek açar,” dedi. Belki de bu yüzden çok sevilmez. Zaten kendini naza çekmeyen hiçbir şey fazla değer görmüyor.. Ben ise naza çeken her şeyden vazgeçtim. Kolaylıkla gelen, benimle birlikte çiçek açan; kanatları kırılmadan, toprağından koparılmadan da yanımda kalmayı seçen bir çiçek buldum kendime. Sardunyamı seviyorum... Onu her gün sulayacağım, sevgimi göstereceğim. O zaten her şeye rağmen açacak; ama ben yine de ilgimi eksik etmeyeceğim. Biliyorum ki ilgi beklemeden herkese kokusunu dağıtan, çiçeklerini cömertçe açan sardunya bile fazla ilgiden bana küsebilir. Hayat burası... Bunda da mahzur göremeyeceğim..
Reklam
Reklam