Dünyanın en tehlikeli insanı; cehâletinin farkında olmayan, kendi fikir ve hislerini mutlak hakikat sanan, muhatabı sustuğunda ise bunu kendisine verilmiş bir onay zanneden kimsedir. Ne yazık ki son zamanlarda, haddini bilmeyen, söylediğini tartmadan konuşan ve cehaletini özgüvenle sergileyen bu tip insanlarla her zamankinden daha fazla karşılaşıyoruz. Sessizliği olgunluk değil, zafer sanıyorlar. Davranış Bilimleri Uzmanı |Terapist Fatih Cihan
1000Kitap
Bedene hayat veren şey
Kuşçubaşı Halifesi Kuyruklu Rıza Çelebi'nin Kitabü'l İber başlıklı manzum eserinde anlattıkları doğruysa, bedene hayat veren şeyin teneffüs edilen hava olduğu fikrini ilk kez, kadim zamanların meşhur hekimi Câlinus, nâmı diğer Galen ortaya atmıştı. Bu hekime göre ruhun bulunduğu yer kalbin sol karıncığıydı. Akciğerlere giren hava, damarlar yoluyla kalbe gelip ruhu besliyor ve oradan da atardamarlar yoluyla tüm bedene yayılıyordu. Fakat Kuyruklu Rıza Çelebi'nin dediğine göre 'rıh' ya da 'ruh' Arapça'da aynı zamanda 'rüzgâr' anlamına da gelmekteydi. Ruh nasıl ki bir bedeni hareket ettirebiliyorsa, 'rıh' ya da rüzgâr da bir kalyonu süren yegâne güçtü. Amat'a o güzelim baş figürünün takıldığı günün akşamı Süleyman Reis de işte bu konuda kafa yoruyordu. Görünüşe bakılırsa ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıydı. Ama İbni Meymun, günahkârlar için ölümün mutlak bir son olduğunu yazmaktaydı. Bu fazlasıyla yürek paralayıcı bir durumdu. Kırbaç Süleyman'ın 'var olmaya' yönelik aşırı iştahı yine nüksetmişti. Bu o kadar kuvvetli bir ihtirastı ki, cehennemin ateşinde yanmayı bile mutlak bir yok oluşa tercih ederdi.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
DÜNYA DÜZ MÜ, YUVARLAK MI?..
Dünyanın yuvarlak olduğu, âyetlerde ve hadîslerde geçmez. (çevremizde çok fazla düz dünyacı arkadaş olduğunu sezinliyorum.) Fakat Sahabeden bazıları (İbn-i Abbas gibi), Kur'ân'da geçen "felek" ve "tekvir" gibi ibarelerden yola çıkarak dünyanın yuvarlak olduğunu düşünüyorlardı. Bu fikir, Abbasiler döneminde, Batlamyus'un (bir çeşit akıl tanrısına inanan bir pagandı) eseri tercüme edilince tamamen yerleşti. O kadar ki, İbn-i Hazm, dünyanın yuvarlak olduğunu inkâr eden hiçbir İslâm âlimi olmadığını söyler. İmâm-ı Gazalî ise dünyanın yuvarlak olduğunu inkâr eden softalara ağır lâflar eder. Hattâ Biruni dünyanın çevresini tam isabet hesaplar. Batlamyus'un âlem modeli, gerek Müslümanlar, gerekse Hristiyan ve Yahudiler arasında 1000 yıl geçerliliğini korudu. Zîra güneş ve ay tutulmalarını, gezegenlerin hareketlerini şaşmaz bir doğrulukla hesaplamayı sağlıyordu. Ayrıca Kur'ân'da geçen 7 gök ve 7 yer âyetiyle de son derece uyumlu görünüyordu. Batlamyus âleminin yanlış olduğunu bugün biliyoruz. Zîra dünya hareketsiz olmadığı gibi, güneş sistemi içinde kâinatın merkezi de denemez Fakat bundan dolayı bu modelle amel eden eski âlimleri suçlayamayacağımız gibi, bugün âlem hakkındaki bilgimizin, âlem hakkında edinilebilecek nihâi (mutlak) ilim olduğunu da düşünemeyiz. Belli mi olur, yarın bir aklı evvel gelir, Kopernik sisteminin tamamen yanlış olduğunu, aslında bambaşka sistemin küçük bir parçası olduğunu ispatlar, elde avuçta ne varsa alır. Ama bugün, biz Kopernik sistemiyle amel ediyoruz. Üstelik bu sistem "7 gök" âyetiyle hiç de uyumlu olmadığı halde... Diyoruz ki: 7 gök ve 7 yer, mahiyetini bilmediğimiz hakikatlerdendir. Bizim ilmimiz, Kopernik sistemiye sınırlı. __Dikkat edin, burada teologlar gibi, dini rasyonalize etmeye, işte efendim 7 gök, 7 atmosfer
Dünya ile ilgili
Hiçlik yolunda....2
İnsan kendi varlığının en dibine indiğinde, her şeyin zeminsizliği [mutlak boşluğu] keşfeder. Bu ontolojik kriz bir son sayılmaz rollerin eridiği, gerçek varoluşun çıplaklaştığı yerdir...
İnsan ve Duygular
Hiçlik yolunda...
Ontolojik yalnızlık, varlığın kendi ağırlığından kurtulup mutlak hiçliğin sessizliğine varmadan önceki son sınır kapısıdır. İnsan ancak bütünüyle eksildiğinde ağırlıksız özgürlüğü keşfeder.
İnsan ve Duygular
#𝙕𝙐𝙈𝙀𝙍_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 📗 Bu kitap, kudreti dâimâ üstün gelen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olan Allah tarafından parça parça indirilmiştir. 1 Biz sana bu kitabı gerçeğin tâ kendisi olarak indirdik. Öyleyse sen de, her türlü şirk ve gösterişten uzak durup ibâdet ve taati yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk et. 2 #Tefsir: 📖 📖 Kur’ân-ı Kerîm Allah tarafından indirilmiştir. Dolayısıyla o, yaratılmış bir varlığın sözü değildir. Bu bakımdan onu çok dikkatli dinlemek ve buyruklarını büyük bir ciddiyet ve titizlikle yerine getirmek gerekir. Kur’an’ın, Allah Teâlâ’nın “Azîz” ve “Hakîm” isimleriyle yakın bir irtibatı vardır. اَلْعَز۪يزُ (Azîz), mutlak güç ve kudret sahibi, kudreti dâima üstün gelen ve asla mağlup edilemeyen demektir. Bu ismin tecellisi ile Kur’an’ın mesajı insanlığa ulaşacak, onun hükümlerinin geçerli olmasını hiçbir kimse engelleyemeyecek, emir ve yasakları sürekli yürürlükte olacaktır. اَلْحَك۪يمُ (Hakîm) ise verdiği hükümler, yaptığı işler her dâim hikmetli ve sağlam olan, tedbir ve yönetmesi bilgiye dayanan demektir. Bu ismin tecellisi ile de Kur’ân-ı Kerîm dil, belagat, fesahat, üslup, nazım ve ihata ettiği bilgiler itibariyle son derece sağlamdır. İhtivâ ettiği tüm hakîkatler nihâyetsiz hikmetlere dayalıdır. Kur’ân-ı Kerîm, gerçeğin ta kendisi olarak nâzil olmuştur. Yani ondaki bilgiler tümüyle doğrudur. İçinde herhangi bir yanlışlık veya şüphe yoktur. Rabbimizin kim olduğunu, O’nun muradını ve bizden nasıl bir kulluk istediğini açıkça beyân etmektedir. Doğru ile eğriyi, hakla bâtılı tüm netliği ile ortaya koymaktadır. O halde kula düşen vazife, Kur’an’ın tarif ettiği şekilde tam bir teslimiyet ve samimiyet içinde Allah’a yönelerek ve yalnızca O’nun rızâsını isteyerek Rabbine kulluk yapmaktır. Bu sûrede, “dini yalnız Allah’a hâlis kılarak