Yıllardır göğsümün tam ortasında büyüttüğüm o koca yalnızlığı, hayatımdaki o tek insanın varlığıyla yamamaya çalışmıştım."Herkes gitse de o kalır" diyerek onu hayatımın en dokunulmaz yerine koydum; uğruna neleri feda etmedim ki... Ama bugün anladım; fedakarlık, karşındaki seni anlamak istemediği sürece sadece kendi kendini imha etmekmiş. Ben kendimi feda ederken, meğer karşımdaki sadece bir seyirciymiş. "Ailem" diyebileceğim kimsem yokken varımı yoğumu adadığım o insandan, en güvendiğim yerden yediğim darbe içimdeki bütün ışıkları söndürdü. Kendi ellerimle kurduğum o tahtın altında bugün ben ezildim. Gerçekten her şeyden ve herkesten o kadar çok yoruldum ki... Artık anladım, bu koca dünyada yapayalnızım. Ne yapsam eksik, kime yaranmaya çalışsam hep ilk feda edilen ben oluyorum. İçimdeki bu bitmişlik hissi beni artık hayata değil; ölüme, o son ve sonsuz sessizliğe doğru çekiyor. Ölümün o sitemsiz huzuru, bu dünyanın haksızlık dolu gürültüsünden çok daha şefkatli geliyor kulağıma. Kendimi savunacak tek bir nefesim bile kalmadı; bütünüyle bunaldım, bittim, tükendim. Şimdi sadece bu mutlak yok oluşun içinde kaybolmak, hiçbir şey hissetmemek istiyorum.🥀
Başlıktan da anladığınız gibi; büyük bir erkek zaferi ve kadın mağlubiyeti! Erkekler mutlu, kadınlar öfkeli... İşte iki cinsiyet sosyal medyada tekrardan vahşice kavga ederken, ıskalanan devasa bir
BÂBIÂLİ’DE SON KAVGA
Hayreddin Paşa’nın Aralık 1878 - Temmuz 1879 tarihleri arasındaki sekiz aylık sadareti, can çekişen bir imparatorluğun son büyük “sistem restorasyonu” denemesidir. Paşa,
Tekno bir dünyânın inşâsı kolay görülmüyor. Tekno baronların tekmil yatırımlarını, insanlığı mutlak kontrolünü sağladıkları bu kapana sokacak rıza kanallarını açmaya hasrettiklerini görebiliyoruz. Yâni bir hegemonya inşâsının hummalı faaliyeti içindeler. Bunun başta gelen şartı insanları özgürlük arayışından vazgeçirmektir. Onun için de güvenlik ihtiyâcına zirve yaptıracak bir distopyayı hayâta geçirmekten başka bir yol olmadığını görüyorlar. Dünyânın her yerindeki çürümüş, yozlaşmış siyâsî elitler(!) bu distopyanın başrollerini oynuyorlar. Köprüden önceki son çıkışı temsil eden siyâset kurumunu kitlelerin gözünde beş paralık hâle getiriyorlar. Kurumlar çökünce doğan boşluğu en hafifinden Bonapatist/Falanjist; en ağırından ise Nazi bozuntusu liderlerin dolduracağı âşikâr. Geçişi bunların orkestre edeceğini düşünüyorum. Kültür savaşları, iç savaşlar, bölgesel savaşlardan yılan, gıda ve enerji yoksunluğu çeken kitleleri tekno dünyânın, bireysel özgürlüklerin teslimiyeti mukâbilinde mutlak güvenlik ağına kuzu kuzu sokmanın başka bir yolu yok gâliba.
Yaptığımız her jeopolitik değerlendirme distopik ,akıl dışı bir senaryoyu, zihnî bir zorlamayla ütopik ve mâkûl bir beklentiye kazandırmak için olabilir mi?
Cioran’a göre Tanrı, varlığın başlangıcındaki mutlak kaynak olmaktan çok, insanın sevinci tükendiğinde sığındığı son yankı gibi. Buna bende katılıyorum, insan düşmeden tutunacak bir yer aramaz.
Mertozof
@Mertozof
·
Başlangıçta bir Tanrı vardır, yoksa sonda, her sevincin sonunda.