Mavi çiçeklerin başında al al titreyişi gözümün önünde. Her çiçeğin kökünde bir acı mı vardı Nenanne? Toprağa verdiklerimizin sızısı mı düşerdi suya? Zeliş kırmızının arasında aklıkta karar kılan tutamlarını toplar, dağıtırdı.
Sabırla otururdun Nenanne.
Neden yanmıyorum? Neden titremiyorum? Biliyorum: Ben Ismail'im.
Babamın peşinat alıp söz verdiği Arap'a, küçük Zeliş'im yerine gidenim. Dağda mı, çölde mi, denizin ortasında mı hiç fark etmez; boynuna bıçak çalınacak kurban benim. Teslim oldum. Şu kızağızın, dışarıda sırasını bekleyen kurbanlıkların, benden sonra da gideceklerin yazgısı benim kanımla değişecek olsa! Muallim Nazım bilmiyor ki ayaklarımla kendi kaderimi yazmaya gidiyorum. Ben biliyordum ve kimseye söyleyemiyordum.
Adanın satılmış binlerce kızına, onların hasretine adandı her sözcük.
Satılanlar Filistin'de, Ürdün'de, Beyrutta toprağa, taşa karıştı.
Bir gece cümbez fısıldadı, kalem yazdı.