Kendime,
Seninle mutlu olmak istememiş ilerleyen zamanlarında . Seninle mutlu ve mutsuz olmak istememiş ilerleyen zamanlarında.Ve seni bu kadar kıracağını bildiği sözü sana söylemekten defalarca söylemekten çekinmemiş .Sen o kadar kırgınken ve onu kırabilecek güçteyken onu kırmamayı seçmene rağmen... "Bensiz mutluysan hep öyle kal.Benim için senin mutluluğun çok önemliydi çünkü. Seni çok sevdim hala da çok seviyorum Allah'a emanet ol demene rağmen"...Anlayıp kabul etmen gereken şeyler bunlardı.En kısa zamanda içselleştirebilmen dualarımla iyi geceler sevgili kendim (kalbim).
Tepkisini ne şekilde vereceğimi bilmediğim bir ateş yaktılar içimde! İnsanın yüreği ayaza muhtaç olur mu hiç? Susmayı öğrendim sırf bu yüzden. Kendimi koymam gereken yeri bilmediğim zamanlarda yaparım bunu. Verdiğim tepki ne olursa olsun sonunda suçlu çıkacağımı bildiğimden susmayı seçiyorum artık. Haklıymışım, Haksızmışım peşine düşmüyorum. Bana bi heves arayıp üç beş dakika özgürce sesini duyma sevincini yaşatmayıp bir de üstüne öyle bir söz söyledi ki arabayı çekip direksiyonu yumruklaya yumruklaya ağladığımı ölsem unutmam. Haberi yok. Olmasın dedim sustum. Nasılsa haksız çıkarsın sen kendine et nasılsa hep kendine edersin bu kez de yap bilmesin dedim ama olmak istediği adama dönmesi için bir nedeni daha olsun anlatayım.. Demiş ya ne zaman mutlu olsam hayat kapımı çalar bir şeyler eksiltir benden diye. Birbirimize çok benzeriz derim hep. Bugünde birbirimize çok benziyoruz. Ne zaman ağız dolusu değilde yüreğimin dolusu gülsem o gün gözümden yaş eksilmez.. Ne zaman içime bir serçe konsa tam uçacakken kanadım kırılır. O yüzden onu çok ama cooook iyi anlıyorum bi kaç gündür.. Aylar önceydi yine uzun uzun yazıp damla damla gözyaşlarımı akıttığım bir gündü. Kimim ben? Neyinim senin diye sormuştum.. Yerim neresi benim, Kapının dışında olduğumu bilirim lakin bunca yaşanan şeylere rağmen bir sıfatım var mı benim?
Reklam
Garın İçinde Kaybolan Ruhlar..
Tren garı geceleri başka bir şeye dönüşüyordu. Gündüz insanların aceleyle geçtiği o kalabalık yer, gece olunca sanki bütün yorgun ruhların uğradığı sessiz bir bekleme salonuna dönüyordu. Saat gece üçe yaklaşıyordu. Tavandaki eski hoparlörden boğuk bir anons geçti ama kimse gerçekten dinlemiyordu. Çünkü orada bulunan herkesin aklı başka yerdeydi. Bazıları gitmek istediği yerde… Bazıları dönemediği geçmişte… Bazılarıysa artık hiçbir yere ait hissedemediği kendi içinde. Banklardan birinde oturuyordu. Dizlerinin üzerinde siyah bir çanta vardı. İçinde birkaç kıyafet, yarım bırakılmış bir kitap ve buruşturulmuş birkaç kâğıt… İnsan hayatını küçücük bir çantaya sığdırabiliyormuş meğer. Başını kaldırıp garın içindeki insanlara baktı. Bir köşede uyuyan yaşlı adam… Annesinin omzunda uyuyakalmış küçük çocuk… Telefon ekranına boş boş bakan genç kız… Sessizce ağlayan biri… Sarılıp vedalaşan başka biri… Hayat aynı anda herkese başka bir şey yaşatıyordu. Kahve otomatına yürüdü sonra. Plastik bardakta verdiği kahveyi aldı. Sıcaktı ama ellerini ısıtmıyordu. Çünkü bazı üşümeler derinin altında başlıyordu. Geri dönüp yerine oturdu. Tam karşısındaki duvarda eski bir saat vardı. Saniye sesi garın sessizliğine karışıyordu.
Duygular
Herkese benimle olacağından daha mutlu hissettigi hayatinda başarılar diliyorum. Iyi geceler diliyorum...
Kalbimin sessiz duası 73..
Allah’ım… Bugün senden mutluluk istemeye gelmedim sadece… Çünkü öğrendim ki bazen insan mutlu olsa bile içindeki boşluk geçmiyor. Ben bugün senden, içimde uzun zamandır eksik kalan o “tamamlanmışlık” hissini istiyorum Rabbim… Hani insanın kalbi ilk defa gerçekten yorulmayı bırakır ya… İlk defa içinde savaşmadan oturabilir ya hayatın ortasına… İşte ben o huzuru istiyorum senden. Çünkü çok yoruldum Allah’ım… Herkese yetişmeye çalışırken kendime geç kalmaktan yoruldum. Kimse anlamasın diye içime attığım şeylerden yoruldum. Gece olunca büyüyen düşüncelerden yoruldum. Sürekli güçlü görünmek zorunda hissetmekten yoruldum. Ve en çok da… İçimdeki o sessiz kırgınlığı kimseye anlatamamaktan yoruldum. Allah’ım… Bazen insanın canını bir olay değil, biriken şeyler yakıyormuş. Yarım kalan hevesler… İçine atılmış cümleler… Geçmeyen yorgunluklar… Kimseye belli edilmeden taşınan yalnızlıklar… Ve ben uzun zamandır içimde kimsenin görmediği şeylerle savaşıyorum Rabbim. Öyle zamanlar oluyor ki… Kimseye “kötüyüm” diyemiyorum.
Biliyor musun? İnsan en çok sevdiğine kızamıyor. Ne kadar canını yakarsa yaksın, ne kadar yarım bırakırsa bıraksın... Kalbin bir köşesi hâlâ onun üşümemesini istiyor. Hâlâ geceleri mutlu uyusun diye dua ediyor. İşte benim en büyük yenilgim buydu. Seni kırgınlıklarımdan daha çok sevdim. O yüzden ne zaman seni unutmaya kalksam, hatıraların gelip karşıma oturdu. Kahve fincanının buharında seni gördüm, yağmurlu camlarda seni gördüm, gecenin en sessiz saatlerinde kalbimin attığı her yerde seni gördüm. Ve şimdi... Aramızda dağlar kadar mesafe, söylenmemiş binlerce cümle ve geri dönmeyecek kadar uzaklaşmış zamanlar var. Ama yine de bazı geceler gözlerimi kapatınca seni son kez sarıldığım yerde buluyorum. Başımı omzuna yaslamışım. Dünya susmuş. Kalbim ilk ve son defa ait olduğu yerde atıyormuş gibi...
Reklam
Reklam