ŞAHIS KİM? Tolstoy veresiye almıyorum şeklinde kurduğu ilk cümle öncesinde ilk kurduğu cümleyi unutana kadar her şey yolunda gidiyormuş düşüncesi işte o cümle beni benden alıyordu. Neticede Tolstoy’un ilk cümlesinin sonrasındaki cümlesini bile unutacak derecede haşat olmama sebep olmuş bir ilgiyle karşı karşıya kalmıştım. Adeta Tolstoy’un ilk cümlesinin sonucu asla benim bağlayamayacağım pek çok sonuçla hiç te öyle olmayacakmışçasına yaşadığım anlarımla dolu yıllarım gözümün önünden film şeridi gibi geçsin diye hususi kurulmuş bir mimari eserdi. Aradığımız şahıs Tolstoy olamazdı. Cuma günü düğünümüz vardı. Hayır Pazartesi. Beynin bedava olduğu enginlerde ufuk çizgisine çok ta rastlayamadığımız gerçeğiyle yüzleşmeden önce son bir ısırık aldı Adem elmasından ancak Havva’ya sadece ısırılmak ile hasar görmek hatta duymak kaldı. Galiba çok fazla hamburger sonrası çılgınlığı saptamalarıyla dolu bir grup ademoğlu ve ademkızı olarak halamızla dayımızın bulunduğu düğüne doğru adım atmak üzereydik. Şahıs mertebesine en son ama en son ama bak ulaşacak kişinin aslında ilk kişi olma ihtimalini öyle derinden yaşıyorduk ki aniden farketmemiz ile mutlu bir beraberliğin salonunda halay çekerken bulduk kendimizi ama kendimizi ama bak. Gelişigüzel gelmeyişi hiç oralı olmayan sade bir yaşam özentisiyle sosyetenin amaçsızca markalara tomarla para verip birbirine fors için cebimizi delene kadar demir parmaklarını soktuğunun yarı farkındaydık. Çünkü aynada kendine bakan yarı ölü kediler gibiydik ki bunu hiçbirimiz değil Pink Freud söylemişti. Tüm savaşların havadan helikopterle yerlere atılan beyaz A4 kağıtlarla her taraf kaplanınca askerlerin ellerindeki silahlarla dizüstü yere çöküp ağlamaya başladığında biteceği inancıyla uyukladığımız günler zaten büyümemize yetmişti. Şaşkınlığımız çok
Günaydın Mutlu Ve Huzurlu Günler
“Bazen bırakmak, iyileşmenin yoludur.”
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sevgili Lilyum
Sevgili Lilyum... O gideli beş ay olmuştu. Sesini duymayalı, ondan tek bir satır okumayalı, adını bir mesajın sonunda görmeyeli koskoca beş ay geçmişti. Takvim yaprakları değişmişti, mevsim bile değişmeye yüz tutmuştu ama içimdeki eksiklik olduğu yerde duruyordu. İnsan bazı yokluklara alışır sanırdım. Günler geçtikçe acının hafifleyeceğini, özlemin yavaş yavaş azalacağını düşünürdüm. Meğer bazı insanlar gittikten sonra zaman ilerliyor ama insanın içindeki saat duruyormuş. Neredeydi bilmiyordum. Nasıldı bilmiyordum. Gülüyor muydu, üzülüyor muydu, geceleri rahat uyuyabiliyor muydu bilmiyordum. Bir başkasına benim baktığım gibi bakıyor muydu, bir başkasına benim anlattığım şeyleri anlatıyor muydu onu da bilmiyordum. Bildiğim tek şey vardı; yokluğunun her gün yeniden karşıma çıktığı. Sabah uyandığımda ilk aklıma gelen oydu. Gece uyumadan önce son düşündüğüm yine oydu. Gün içinde bazen bir şarkı çalıyordu, birden onu hatırlıyordum. Bazen bir sokaktan geçiyordum, bazen bir kahve kokusu geliyordu, bazen hiç sebepsiz yere kalbim sıkışıyordu. İnsan birini özlemeye başladığında dünya onun izleriyle doluyor Lilyum. Kaçmak istiyorsun ama her şey onu hatırlatıyor. Ona dair hatırladığım son şey bana kurduğu son cümleydi. "Biliyorum." Sadece bir kelimeydi belki. Ama o kelime beş ay boyunca zihnimin içinde dönüp durdu. Biliyorum... Neyi biliyordu? İçimde saklamaya çalıştığım sevgiyi mi? Her şeye rağmen vazgeçemediğimi mi? Giderken bile onu bekleyeceğimi mi? Yoksa kalbimin o günden sonra uzun süre iyileşemeyeceğini mi? İnsan bazen tek bir kelimenin içine bir ömür sığdırabiliyor. Ben o kelimenin içinde yaşadım beş ay boyunca. Defalarca aklımda aynı sahneyi canlandırdım. Son konuşmamızı, son bakışını, son sessizliğini... Belki başka bir şey söyleseydi bu kadar canım yanmazdı.
Duygu ve Düşünce
Uyandım ağladım. Uyudum ağladım, aklıma geldin ağladım, bir şarkı çaldı ağladım çaresizliğime ağladım Ozledim ağladım bir daha hiç olmayışına ağladım mezarına geldim ağladım mezarına gelmediğin günler ağladım bana seslenmeni çok özledim ağladım Bir şeye mutlu olacakken seni görmeyişim aklıma geldi ağladım Güldüm ağladım senden sonra neye üzüldüysem hep sana ağladım.
Neşeli ve mutlu günler
“yalnız kalma pahasına, yanlış masadan kalk…”
kendimi nasıl bağışlayabilirim?
Son on gün... Takvimde yalnızca on gün yazıyor belki ama insanın içinde geçen zamanın bir ölçüsü yok. Bazen bir gece yıllar sürüyor, bazen yıllar bir an kadar kısa geliyor. Benim için buradaki son on gün, içimde yıllardır biriken bütün sessizliklerin aynı anda konuşmaya başladığı günler oldu. Midem bulanıyor, uykularım bölünüyor, saçlarım avuçlarıma dökülüyor. Durup dururken öfkeleniyorum, sonra o öfkenin altında eziliyorum. Sanki bedenim artık taşıyamadığı bir yükün altında çatırdıyor. Ve ne gariptir ki bütün bunların sebebini biliyorum. İnsan başkalarının açtığı yaralara alışabiliyor. Bir süre sonra acının şekli değişiyor, kabuk bağlıyor, unutuluyor sanıyor. Ama kendi elleriyle açtığı yaralar öyle değil. Onlar gece herkes uyuduğunda yeniden kanıyor. Aynanın karşısına geçtiğimde yüzümü değil, hatalarımı görüyorum. Her biri gözlerimin altında morluk olmuş, omuzlarıma ağırlık olmuş, kalbime taş olmuş. Gölgem karşıma geçip tek tek anlatıyor onları. Unutmaya çalıştığım her şeyi yeniden hatırlatıyor. Ben de dinliyorum. Çünkü inkâr edecek gücüm kalmadı. Belki de insanın en büyük yanılgısı, kendisini geçmişteki bilgeliğiyle yargılamasıdır. Bugün bildiklerimle dönüp dün yaptıklarıma bakıyorum ve kendime kızıyorum. Oysa o günkü ben, bugünkü kadar güçlü değildi. O günkü ben, sevmenin bazen insanı kör bıraktığını bilmiyordu. Kalmanın da bir yara olduğunu bilmiyordu. Kendi sınırlarını çiğneyerek başkalarına yer açmanın bir gün insanı evsiz bırakacağını bilmiyordu. Ama yine de affedemiyorum kendimi. Çünkü insan bazen gerçeği öğrenince cahilliğini bağışlayamıyor. En çok da buna kırgınım. Bana zarar veren insanlara değil. Onlar çoktan yollarına gittiler. Kimisi mutlu oldu, kimisi olmadı, kimisi beni çoktan unuttu. Ama ben burada kaldım. Aynı hikâyenin içinde, aynı cümlenin