Hocam, hayatı geriye sarma şansınız olsaydı hangi kavşakta yine aynı kararı verirdiniz, hangi kavşakta tereddüt ederdiniz? Bu soruya net cevap vermek zor çünkü kararlar o dönemin şartları ve ruh haliyle alınır. Bugün “keşke" desem de, o günkü Gülseren'in o koşullarda bu kararı almaya gücü var mıydı, bakmak gerekir. Yaşla birlikte çok değiştim; artık gençliğimdeki kişi deği- lim, adeta iki farklı insan olduk. Hayat insanı değiştirir ama sadece değişmek isteyeni. Hep bir adım ileri gitmenin peşindeydim; psikiyatrist olunca bu adımları nasıl atacağımı daha iyi öğrendim. Özgürleşmeyi, kararları tek başına almayı ve kimseye hesap vermemeyi hayat bana tek tek yaşattı. Çoluk çocuk bir arada yaşamak da güzeldi, şimdiki yalnız ve özgür halim de... Sahip olduklarımı görme alışkanlığım sayesinde her dönemi hakkıyla yaşadım. Hayatın beni çok zorladığı anlarda o tecrübesizlikle nasıl ayakta kaldığıma hâlâ şaşırıyor ve kendime "aferin" diyorum; canım yansa da beni bugünlere o zor günler getirdi. Bugünkü kararlarım o zamanki beni mutlu eder miydi ya da o gün bunlara gücüm yeter miydi, hep sorarım kendime. İnsan yaşadıkça gerçekçi oluyor ve hayatla temas ettikçe ayakları yere basan kararlar alıyor. En önemlisi de kendini korumayı öğreniyor; oysa gençlikte insan ne hayatın gerçeklerini ne de kendini korumayı tam biliyor.
Hayata Dair
“Yaşlı adam neredeyse 100 yıl boyunca yürümüştü. Yol boyunca çocukluğunu, gençliğini, binlerce zevki ve acıyı, binlerce umudu ve yorgunlugu yaşamıştı. Hafızası; gördüğü kadınlar, çocuklar, ülkeler, güneşlerle doluydu. Hepsini çok sevmişti. Bütün bunlar artık çok gerideydi; çok uzakta kalmış, silinmeye yüz tutmuştu. Hiçbiri, onun ulaştığı dünyanın ucuna kadar gelmemişti. Artık okyanusun karşısında yapayalnızdı. Dalgaların kıyısına vardığında durup ardına baktı. Sonsuzca uzayıp giden sisin içinde kaybolan kumun üzerinde ayak izlerini gördü. Her biri uzun yaşamının bir gününe denk geliyordu. Hepsini hatırladı; tökezlemelerini, zorlu zamanları, dolambaçları, mutlu yürüyüşleri, acı çektiği günlerin ağır adımlarını. Her birini düşünüp katettiği yola gülümseyerek baktı. Tam ayaklarını ıslatan karanlık suya girmek üzere arkasını döndüğü esnada bir an duraksadı. Adımlarının yanında tuhaf bir şeyin varlığını görür gibi olmuştu. Dönüp yeniden baktı. Aslında bütün bu yolu tek başına yürümemişti. Adımlarının yanında başkasına ait adımlar vardı. Buna şaşırdı. Yol boyu yanında kendisine bunca yakın ve bunca sadık yürüyen birini hatırlamıyordu. Ona bunun kim olabileceğini sordu. Yüzü olmayan ancak tanıdık bir ses cevap verdi: “Benim.” İlahını, Tanrı olarak adlandırılan, kendisine hayat vermiş olan insan soyunun yaratıcısını tanıdı. Bu ilahın, insan doğduğu an, onu asla terk etmeyeceğine söz vermiş olduğunu hatırladı. İçini çok yeni ama çok tanıdık bir sevinç kapladı. Çocukluğundan beri böyle bir sevinç yaşamamıştı. Tekrar dönüp baktığında ayak izlerinin bazı günler belirgin bir şekilde birbirine yakın ve paralel olarak uzayıp gittiğini gördü. Bazı günlerse tek bir ayak izi vardı. O günleri hatırladı. Nasıl unutabilirdi ki? Bunlar yaşamının en kötü, en umutsuz günleriydi. Ne dünya
Sayfa 259
Reklam
"Hayır, geçmişe damlanın sırası değildi. Ah, o mutlu günler..."
Sayfa 6·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanlar, bir gün 'emekli olunca' veya 'her şeyi halledince' yaşamaya başlayacaklarını düşünerek kendilerini kandırırlar. Oysa en güzel günler, insanın kendi kendine vakit ayırabildiği, kendi varlığının bilincinde olduğu anlardır.
Yaşadığımız günleri biriktirdiğimiz Anılar olarak hafızamızın bir köşesin de saklayamıyorsak gönül bahçemizde mutlu yarınların çiçekleri açmaz.
Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun. Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun! Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Ortada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun. Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun. Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın. Buraya, bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun. Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun. Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.
Reklam
Reklam