Puan vermedi·240 syf.··
2026 36. kitabı
Yazarın Uzak Tuzaklar dan sonra okuduğum ikinci eseri oldu Mutluluk Yaka Paça. Yazarın bir eğitimci geçmişi var ama psikoloji eğitimi açısından bir geçmişi yok. Eserlerinde ana karakterle birlikte yan karakterlerin duygu değişimlerini, kişilik gelişimlerini psikolojik ve sosyal açıdan çok etkili bir dille kaleme alıyor. Sosyal statüleri farklı olan bir doktor( Seda) ile ailesini kaybeden bir çocuğun akrabalarının da sahip çıkmamasıyla önce sığınma evine verilmesi ardından özgür olmak istemesiyle sokaklarda yaşamayı seçen Arif(Aziz)in aşklarının mutlu sonla bitmemesini konu alıyor. Rıdvan Aklan dili ve kurgusu insanı cezbediyor.
Mutluluk Yaka PaçaRıdvan Aklan · Yaka Yayınları · 2021106 okunma
Puan vermedi·560 syf.··
2026 101. kitabı
BRONZ VI / Özge Naz Merhabaalar, içim biraz buruk. En favori serin Bronz’un final kitabıyla geldim. Benim gibi bu seriye veda etmek istemeyenler var biliyorum, gelin sarılalım. Burada kitaptan ziyade serinin benim açımdan duygusal bir yorumu olacak arkadaşlar. Serinin en başından beri Hisar Hisar Hisar dediğim için çok mutluyum. Şimdi dönüp bakıyorum da öyle bir karakter gelişimi gördük ki Hisar’da çok uzun yol almışız gibi hissediyorum. Serinin başındaki o hırçın, herkese saldıran ve yalancı His’în aslında sevildiğinde nasıl da uysal, sevgisine sahip çıkan ama hala muzip bir Hisar’a dönüştüğünü gördük. Benim gerçekten bağlandığım bir karakter oldu, yeri çok ayrı kalacak. Bronz mu desem yoksa sen mi bize gerçek adını söylemek istersin Dante. Bronz’un adını öğrendiğimden beri aklımda bu reels çalıp duruyor. Çok kaliteli bir adamdı be Bronz değil mi? Şöyle aşık olunca sevdiği kadın için yakıp yıkan adamlar nerede derseniz tabi ki kurgularda. Aşırı zeki bir adamdı, kitap okuma keyfimi arttıran bir karakterdi. Serinin başından sonuna kadar ondan yana hiç kötü bir düşüncem olmadı. Ay oğlunu evlendiren anne gibi bir anda duygusallaştım yine. Özge Naz’ın kalemini uzun uzadıya açıklamayacağım. Onu ve kalemini çok seviyorum. Ne yazsa okurum dediğim bir yazar. Okuyucusu ile de iletişimini sık tutar. Ben galiba evlatlık alınmak istiyorum Özge Hanım… Yan karakterler diye girmek istemiyorum cümleme. Çünkü her karakter kitapta sanki baş karakter gibi hem detaylı hem de etkileyici işlenmişti. Yaz be kadın dedim yaz da hepsinin serisini okuyalım. Bir karakter var ki ismini verip spoi yedirmeyeceğim size o beni hüngür hüngür AĞLATTI. Ama onlara kavuştuğu için mutlu hissediyorum artık yalnız kalmayacak. Her karakterin hak ettiği gibi bir son yaşadığını düşünüyorum. Sarı Çiyan,
Bronz 6Özge Naz · Guardian Yayınları · 202683 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·104 syf.··
2026 51. kitabı
Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır. ​ ​Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü? ​Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu. ​Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır. ​Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır. ​ ​Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der. ​Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder. ​Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,048 okunma
7/10
·152 syf.··
2026 35. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 09:09
Soğuk, huysuz, tuhaf birine rastlarsam “Norveç edebiyatı gibisin” diyeceğim. “Değişiksin işte, tarif bile edemiyorum.” Yok, bu Norveç Edebiyatı bana göre değil. Dönüp eski incelemelerime bakmadım ama bu cümleyi ilk kez kurmadığıma eminim. Ama niyeyse dönüp dolaşıp kendimi Norveç fiyortlarında buluyorum her seferinde. Nils Vik’in öldüğü gündeyiz. Norveç fiyortlarında sabah akşam sefer yapan bir tekne kaptanının, teknesine bütün bir geçmişi bindirdiği, yaşamının son gününü okuyoruz. Nils Vik bir süre önce eşini kaybetmiştir ve kızlarından uzakta yaşamaktadır. Ölmeye karar verdiği son gün her gün sefere çıktığı teknesinde bütün bir geçmişini didik didik edip, hatıralarına bir yolculuğa çıkar. Kızlarının uzaklarda hayat kurmaları, teknesine bindirdiği ünlü veya sıradan insanlarla kurduğu bağ, eşinin hastalığı ve ölümü… Anladığımız kadarı ile eşini kaybettikten sonra kahramanımız büyük bir depresyona giriyor ve oradan çıkamıyor. Beni en çok etkileyen kısımlar da buralardı. Norveç Edebiyatını bu yüzden sevmiyorum. Ya da sevmemek değil de çetrefilli bir ilişkisi olmak diyeyim. Yalnızlık, yaşlılık, bireyselleşme, yaşamdan kopukluk… insanın kaçtığı her duyguyu, durumu paketleme gereği bile duymaksızın karman çorman önüne döküyor bu bölgenin edebiyatı, hatta yalnızca Norveç değil bütün bir İskandinav Edebiyatı. Açıkçası Norveç’te insanlar çok mutlu istatistiğini de bir masal kategorisine koyuyorum artık. Standartları yüksek, belki gençken bir parça mutlular ama yaşamlarının bir noktasından sonra onları yakalamak üzere keskin pençeleri ile bir köşede bekleyen bir yalnızlık var. Neyse işte, güzel bir kitap belki ama bende tuhaf, karmakarışık duygular uyandırdı. Rahatsız ediciydi. Diyecek başka bir şeyim yok. Yalnız ve mutsuz yaşlı adamlar diyarı Edebiyatı’ndan bir kitabı daha
Nils Vik’in Öldüğü GünFrode Grytten · Metis Yayınları · 2025149 okunma
4/10
·144 syf.··
2026 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 18:22
Kitabın başında Baek Sehee dışarıdan bakıldığında başarılı görünen biridir. Büyük bir yayınevinde editör olarak çalışmaktadır, arkadaşları vardır, sosyal hayatı tamamen bitmiş değildir ve günlük sorumluluklarını yerine getirebilmektedir. Fakat iç dünyasında sürekli kendini eleştiren, hiçbir başarısını yeterli bulmayan, başkalarının gözünde değersiz olduğuna inanan biri vardır. İşte bu yüzden çevresi onun depresyonda olduğunu anlamaz. Çünkü ağlayarak yatağından çıkamayan biri değildir; işe gider, gülümser, görevlerini yapar. Ancak bütün bunları yaparken zihni sürekli onu aşağılamaktadır. İlk terapi seanslarında doktor, onun sürekli kullandığı “Ben yeterince iyi değilim.”, “İnsanlar beni aslında sevmiyor.”, “Bir hata yaparsam herkes beni küçümser.” gibi düşüncelerin gerçek olup olmadığını sorgulatır. Baek Sehee ise bunların tartışılmaz gerçekler olduğuna inanır. Doktor ise bunların gerçek değil, otomatik düşünceler olduğunu anlatır. Kitap boyunca en sık tekrar edilen konulardan biri budur “İnsan zihni, kanıt olmadan olumsuz senaryolar üretir ve kişi zamanla bunlara gerçekmiş gibi inanır.” Yazarın en büyük sorunlarından biri başkalarının onu nasıl gördüğüne aşırı önem vermesidir. Bir toplantıda yanlış bir cümle kurarsa günlerce bunu düşünür. Bir arkadaşının mesajına geç cevap vermesi bile “Benden nefret ediyor.” sonucuna ulaşmasına neden olur. Doktor ona sürekli aynı soruyu yöneltir “Bunun gerçekten kanıtı var mı?” Çoğu zaman cevap hayırdır. Böylece okur, depresyonun yalnızca mutsuzluk değil, düşünme biçimini bozan bir hastalık olduğunu görmeye başlar. Baek Sehee çocukluğuna döndüğünde, kendisini sürekli başkalarıyla kıyaslayan, hata yapmaması beklenen, onay almaya bağımlı hâle gelen bir kişilik geliştirdiğini fark eder. Başarılı olsa bile kendisini başarılı hissetmez.
Alıntı
Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorumBaek Sehee · Nova Kitap · 20248,6bin okunma
10/10
·168 syf.··
2026 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 08:31
Dağların ortasında, yapayalnız, dünya ile bağlantısı çok zayıf kaldığı için kendi hayal dünyasında yaşayan bir çocuğun hikayesi... Issık Göl kenarındaki bir orman köyünde anne ve baba hasretiyle, arkadaşsız yaşayan çocuğun kendi kurduğu masum dünyasını anlatır. Kayalarla, çantasıyla, dürbünüyle yoldaşlık eder. Dış dünya bağlantısı olmadığı için masumiyetini de korur, kirlenmez. Ancak bu dünyanın rengine boyanmadığı için eğreti durur, sırıtır sürekli. Uyum sağlayamadığı kötülüğe fazla da dayanamaz zaten. Kendini çayın soğuk sularına bırakıp terkeder kötülüğün temsilcilerini.Mücadele etmeye başka yolu da yoktur onun. Kitapta kötülüğün bütün hasletlerini barındıran orozkul'a karşı da üç tavır görürüz; biri her daim menfaatlerine zarar gelmemesi için boyun eğen, hatta zaten onu haklı da gören kötülüğün destekçileridir; ikincisi özünde iyi olsa da kötülüğe karşı bir tavır koyamayan mümin'dir-ki kötülük eninde sonunda kendisine de bulaşmıştır-; üçüncüsü de bu kötülüğe karşı koymak için tek yolu seçen çocuğun tavridir. Düzeltemiyorsa da kendisini beri tutmuştur. Velhasıl Beyaz Gemi'ye ulaşmak veya balık olmak her zaman mümkün olmayabilir, hayat bizi her zaman mutlu sona ulaştırmak borcu altında değildir.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,6bin okunma