Basit bir hayatın çay içilen anları .🙂‍↔️
Koğuşta Bir Kişi Aranıyor.
Sanık: "Tahliyemi istiyorum hâkim bey..." Hâkim: "Dosyanıza bakalım... Sebep?" Sanık: "Suçladığım herkesin biraz bana benzediğini fark ettim." Hâkim: "Bu tahliye sebebi değil." Sanık: "Peki, yıllardır peşinden koştuğum şeylerin bana mutluluk vermediğini de fark ettim." Hâkim: "Bu da değil." Sanık: "Haklı çıkmanın huzurlu olmakla aynı şey olmadığını da anladım." Hâkim: "Evlat, sen cezanın daha ilk bölümünü yeni fark etmişsin." Sanık: "Yani tahliye yok mu?" Hâkim: "Yok." Sanık: "Peki en azından açık cezaevine geçebilir miyim?" Hâkim: "Olur." Sanık: "Şartları nedir?" Hâkim: "Kendinle dalga geçebilmeyi öğrenmek." Sanık: "..." Hâkim: "Tebrik ederim. Başvurun kabul edildi."
Reklam
Sen gülünce dünya biraz daha güzelleşiyor
Duygu ve Düşünce
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
“Hayatın küçük lüksleri…🌸🍰 Bir demet çiçek, bir tabak tatlı ve bolca mutluluk.”
Hayata Dair
İnsanın mutluluğu elde etmesi en başta nefsinin istek ve arzularını kontrol altına almasına bağlıdır .Ardından da bilgi ve kültür düzeyini yükseltmeli ahlakını güzelleştirmeli ve salih ameller yapmalıdır. Kişi ancak bu şekilde olgunluk derecesine ulaşır ve mutluluğu elde eder .Tam aksine nefsini istek ve arzularını kontrol altına almaz nefsini tutsağı haline gelirse böyle bir insan Kur'an'ın ifadesiyle aşağıların aşağısına düşer ve sürekli kötülüğe davetiye çıkarır Kur'an böyle bir nefsi kötülüğü emreden anlamında nefsi emmari olarak adlandırır .Artık böyle bir insan Allah'ı unutmuştur Allah'ı unuttuğu için kendi benliğinde unutmuştur .Sadece bedensel yeteneklere Arzuları hırsları dünyevi zevk ve tutkuları için yaşamaktadır .İnsanın arzu ettiği her şeye sahip olma hırsı tahmin edilenin aksine kişiye mutluluk değil mutsuzluk getirir. Zira terbiye edilmemiş bir nefis insanın en büyük düşmanıdır nice kötülükler eğitilmemiş nefislerin bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve istekleri yüzünden işlenmektedir.
Alıntı
Reklam
Reklam