Herkes mutluysa mutsuzlar kim? Sahte gülücüklerin, sahte karelerin arkasındaki somurtanlar kim?
Evet, ben mutsuzdum. Bu mutsuzluğu gizlemek, sırtımdaki çuvalın ağırlığıyla dizlerimin bağını çözüyor. Kamburlaşıyorum zaman zaman kendimi kandırıyorum. O gün mutluluk oyunları oynuyorum. Sonra yine oynadığım oyunun sahteliğinde boğuluyorum.
Bugün oyunumun rolünü yapamadığım günlerden birindeyim. Tam 16 saat uyudum. Acıkmadım ve hâlâ çok yorgunum. Pencereleri bile açmıyorum.
Dünyada tek istediğim ölüm. O da ben istedikçe bana uzaklaşıyor. Tıpkı aşk misali... Birini çok seversiniz, çok istersiniz; cesaret edemediğiniz için kaybedip uzaklaştığını seyredersiniz. Ben de cesaret edemiyorum. Ölümü çok seviyorum ama ona da kavuşamıyorum. Başkalarının elleri ya da dünyevi felaketler neden olsun istiyorum. Ruhum onu da kaybetmiş gibi ona bile inanmıyor.
İçim acıyor, neden acıyor, onu da bilmiyorum; demin ağladım. Her defasında "Evet, bu defa yapacaksın, kavuşmak istediğini kendi ellerinle yapacaksın" diyorum. O an korktuğum şey bedenimden olmak değil; bunu kendi ellerimle becerememenin acizliğini, cesaretsizliğini hissetmek.
İnsanların yüzsüz, alaycı bakışlarına maruz kalmak. Birçok insanın benim yerimde olmak isterken, senin ise olduğun yerden nefret etmen iğrenmen. Bunu başkalarından beklerken ansızın cesaret edip kavuşacağım günün ne zaman olduğunu kestirememek.
En acısı da bu sadece seyretmek.
Gülcan şık