Yeter artık aq
Ben istiyor mutlu olmak Hayat diyor "yaw he he "
Samimiyet kaybı
İnsan, bir yudum suya muhtaç kaldığında servet ödemeye hazırdır. Tabii serveti varsa... Para ile alınıp mutlu olunacak çok şey var. Kötü haber şu ki; alındıktan sonra insanın gözünde değerini kaybetmesi. Kebaplar, pizzalar, hamburgerler vb... Ah tabii ya! Vejetaryenleri de unutmamalı; bol yeşillikli salatalar... İnsan öyle çok yemek yeme ihtiyacı duyar ki; sanki otursa bir danayı tek seferde —vejetaryenler için koca bir ağacı— dünyaları yiyecek kadar gözü döner. Bir yere kadar yer insan. Mutlu da olur. Mutluluğu da karnı doyduğunda biter. İhtiyaç duymaz. Geriye kalan, yediklerini hazmetmesidir. “Bir arabam olsa...” diye başlayan biz varlıkların sevdası, bir arabadan daha lüks arabaya doğru devam eder. Kibrimiz bizi öyle noktalara taşır ki; o “bir arabam olsa...” sözü, insanı daha iyisinin peşine düşürür. Arabanın bedeli yükseldikçe, insanın fark edemediği başka bedeller de yükselir. Tıpkı yüksek bir binanın en üst katında dünyaya tepeden bakmaya başlamak gibi... O bina da, o şöhret de, o para da hiç kaybolmayacakmış gibi gelir. Binadan söz açılmışken... Bir evimizin olması; başımızı sokacağımız, şahsımıza ait bir yuva hayal ederiz. Önce kiradan kurtuluruz. Sonra sığamadığımız ve zamanında mutlu olduğumuz evin boyutundan şikâyet etmeye başlarız. İnsan, mutluluğunu unuttuğu gibi ne yazık ki gerçek değerlerini de kaybeder. Yuvanın yerinde yeller eserken, oturduğumuz o bahçeli, havuzlu villanın içinde; küçücük evde bıraktığı ruhu bulamayıverir insan. İnsan acınası bir varlıktır. Kaplumbağalar bile sırtına geçirdiği evini ölene kadar taşımaya devam eder. Ah, bu arada; yavaş gidişi sırtındaki ağır kabuğu mu, yoksa yaşam felsefesi mi, hiç bilmiyorum. “Hızlı yaşa, genç öl” felsefesi tavşanlara, çitalara özgü bir şey olsa gerek. Bakın, çita deyince aklıma ne geldi... Evet evet,
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben istiyor mutlu olmak,hayat diyor,yav he he
(RÜYA) 24.06.2026 (Kıpkırmızı bir rulet masası duvarda bir takvim üstünde 2041 yazıyordu,etrafı çocuğu göremeyen bir kalabalıkla doluydu,Masada gömlekli bir bay vardı,mazide genç bir çocuktu hizmet etmeye ve bilgiye çok meraklıydı. Masada oldukça yaşlı görünüyordu ancak onun dediğinin dışında bir şey hiç çıkmamıştı ve rest çekmeye korktuğu halde yenilgisizdi . -Çünkü o bir profesyoneldi ve fazla akıllıydı.- Küçük çocuk kalabalığı yara yara yürüyordu garip bir şekilde insanlar zaman geçtikçe yaşlanıyor ama o hiç yaşlanmıyordu. Köprüleri son kez yakacaktı ve bu hikaye diğerinden farklı olarak çok daha imkansızdı - Ya ölecek ya da kazanacaktı) (Masaya oturdu ve) Çocuk (Gömlekli baya bakarak): “ Güvenmek En Büyük Kumardır. “ -Bayan Krupiye elinde şarap kadehiyle tebessüm etti henüz masanın başına gelmemişti garip bir şekilde bu kadın da hiç yaşlanmamıştı- Bu kumarı son kez oynayacağım Gömlekli Bay: He yok anlamadın veya akıllanmadın sen hala. Mazide ki hikayede yüzde bir idi şansın Günümüzde- bu hikayede milyonda bir. Yeşil bir tane var ve rulet masası kırmızı ve siyahların hükümetinden oluşuyor. Vazgeç,salak olma. (Çocuk 15 sene önce yaptığı gibi gömlekli baya karşı çirkefleşmedi,onu sözle dahi olsa küçük düşürmedi.) Çocuk: 128 - Yeşil (REST) (Krupiye yeşil gözleri ve kapkara saçlarıyla zarif adımlarla masanın başında geldi ve oyun başladı. Kalabalık ilgisizdi, - Bakmayın kalabalıklara siz onlar masumlara karşı hep ilgisizlerdir. - Ancak çocuğun tepesinde duruyorlardı. Eğer kazanamazsa bedelini canıyla ödeyecekti. Top hızla dönüyor çocuk soğukkanlı bir şekilde masaya bakıyordu.) Krupiye (Sesi titreyerek): 128 - Yeşil (Çocuk sonucu öğrenince öyle bir ağlamaya başladı ki Her şeyi bilen gömlekli niye ağladığını anlayamıyor,gülmesi gerektiğini düşünüyordu. Oysa
Edebiyat
Biz istiyor mutlu olmak. Hayat diyor, yav he he.
“İnsanların Arzuları, İhtiyaçlarını Gölgede Bırakmalı”
Şu belgeseli ana hatlarıyla açıklar mısın? “The Century of the Self (Ben Devri), 2002 yılında film yapımcısı Adam Curtis tarafından hazırlanan bir İngiltere televizyon belgesel dizisidir” Grok: The Century of the Self (Türkçe yaygın adıyla Ben Devri), Adam Curtis'in 2002'de BBC için yaptığı, 4 bölümlük (toplam yaklaşık 4 saat) ikonik bir belgesel dizisidir. Belgeselin ana tezi şudur: Sigmund Freud'un bilinçdışı, içgüdüsel arzular ve bastırılmış dürtüler hakkındaki teorileri, 20. yüzyılda hem şirketler hem de siyasetçiler tarafından kitleleri yönetmek, yönlendirmek ve kontrol etmek için sistematik bir şekilde kullanıldı. Sonuçta birey "vatandaş" ya da "toplumsal varlık" olmaktan çıkıp, sonsuz arzu ve tatmin peşinde koşan bir tüketici benliğe dönüştürüldü. ### Bölüm Bölüm Ana Hatlar 1. Bölüm – Happiness Machines (Mutluluk Makineleri) - Sigmund Freud'un teorileriyle başlar (insanın derinlerinde kontrol edilemez cinsel ve saldırgan dürtüler vardır). - Freud'un yeğeni Edward Bernays (Public Relations / Halkla İlişkiler'in babası) bu fikirleri alır ve kitlesel manipülasyona çevirir. - Birinci Dünya Savaşı'nda propaganda, sonrasında sigara (kadınlara "özgürlük meşalesi" kampanyası), moda, otomobil gibi ürünlerin satışı için bilinçdışını nasıl hedef aldığı anlatılır. - Temel fikir: İnsanları ihtiyaç değil, arzu üzerinden yönetmek çok daha etkili ve kârlıdır. 2. Bölüm – The Engineering of Consent (Rızanın Mühendisliği) - II. Dünya Savaşı sonrası Amerika ve Avrupa'da odaklanır. - Anna Freud (Sigmund'un kızı) ve takipçileri, bireyin içindeki "tehlikeli" dürtülerin