Hayatın küçük anlarında saklı duyguları ve farkındalıkları kelimelere döker. Onun için yazmak, bazen bir düşünceyi paylaşmak bazen de bir kalbe sessizce dokunmaktır.
"İnsanların sana karşı gösterdiği kişisel ve samimi çabalara
fazla takılma. Çünkü sen o an bunu doğal karşıladığında bile, onlar kendi içlerinde o anı büyütür ve kendilerini başka bir yere konumlandırırlar. Sonra zaman geçer... Sen aynı ölçüde bir karşılık veremediğinde ya da o yoğunluğu sürdüremediğinde, bu kez sen değişmişsin gibi görünür.
Samimiyetini kaybetmişsin sanırlar."A.ka
Öyle ince, öyle ustaca zırhlamışsın ki kendini;
ulaşmak neredeyse imkânsız.
Sanki tek başına bir evrensin.
Kendi yörüngesinde dönen,
kendi ışığını saklayan bir evren…
Ve ben,
o evrenin sessiz çekimini hisseden bir ruh gibi
sana bakıyorum.
A.ka
Üzüldüğünü biliyorum.
Ben üzüldüğümde, senin de içten içe üzüldüğünün farkındaydım.
Üzdüğünde, aslında üzen taraf olmak istemediğini biliyorum.
Ama bazen, o rolü en çok sen sahipleniyormuşsun gibi hissettim.
Yine sevginin önüne öfkeni bir set gibi çektin.
Sanki kalbine giden yolu bilerek kapattın.
Öfken dinince göstereceğin sevginin
bir anlamı kalmadı artık.
Çünkü sevgi, gecikince yarayı sarmaz;
sadece izi hatırlatır.
Sonuçta üzülen yine sen oldun.
Üzdüğünü sandığın ise buna çoktan hazırlıklıydı.
Seni üzmemek için elinden geleni yaptı,
ama asıl kırılgan olanın hep sen olduğunu biliyordu.
Sadece üzüntünün yönünü değiştirmek istedi.
Belki yükünü hafifletmek…
Belki kendini biraz olsun korumak…
Ama değiştiremedi.
Çünkü öfkesini zırh gibi kuşanan birini
yenmek mümkün değildi.
Ve bazı savaşlarda
Bir yudum acı kahve neyi değiştirir ki,
Değişmeyen düşüncelerime yalnızca ince bir çentik attın.
Yudum yudum içtiğim düşler,
Sözlerin gölgesinde susmayı öğrendi.
Kalbimde ince bir sızı şimdi;
Bir “merhaba”ya sığacak kadar küçük,
Ama bir ömre yayılacak kadar derin (A.ka)