“Sen Peygamber’in hadisini hiç duymadın mı? Dünya hayatı ikindi namazıyla akşam namazı arası kadar kısadır, hemen geçer. Bu kadar kısa olan dünya hayatı için servetini harcayanlar, sonsuz olan ahiret için neden hiçbir şeylerini feda etmezler, hiçbir şeylerini vermezler!?”
İnsanlar hayat boyu, hep alarak mutlu olacaklarını zannettiler. Bilemediler, onlara söylenmedi ki, alarak kesinlikle mutluluk olmaz. Alarak ancak tatmin olur. Mutluluk ise ancak vererek olur, bu da verilmeden bilinmez.
Hz. Mevlana’nın Hz. Şems’den ayrı kaldığında, ona olan muhabbetinden dolayı “Şems’den haber getirene kaftanımı vereceğim” dediğinde, bir kişinin çıkarak “ben Şems’i Şam’da gördüm” demesi üzerine Hz. Pir’in çıkartıp kaftanını verdiğini, yanındakilerin de “ Yalan söylüyor, o hiç Şam’a gitmedi, sadece kaftanı almak için gördüm dedi” dediklerinde, “Biliyorum yalan söylediğini, yalanı için kaftanımı verdim doğru söyleseydi canımı verirdim” demesi gibi.
Soru sormanın bile bir âdâbı bir nezaketi vardır. Soru itham için değil, öğrenmek içinse gerçeği öğrenmek veya gerçeği ortaya çıkartmak için sorulur yoksa buna soru denmez, itham denir. Soru sorarken de biraz terbiye gerekir.
Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla hepiniz üniversite mezunusunuz. En az on beş senelik eğitim hayatınız olmuştur. Bu on beş senede her sene on kitap okumuş olsanız bu, yaklaşık yüz elli kitap eder; yardımcı kitapları, okuduğunuz hikaye ve romanları katmıyorum bile. Bugün hayatınızda rahat etmek için yüz elli kitap okuyorsunuz. Peki, ahiretiniz için kaç kitap okumak gerekir? Soru aslında eksik oldu. Dünyanız ve ahiretiniz için kaç kitap okumak gerekir?