Arthur Miller adını duymuş muydunuz hiç? Amerikalı oyun yazarı ve toplumsal eleştirmen olarak tanınıyormuş. Ben duymamıştım da ondan mış diyorum. Bir çocuk kitabı okudum ben ama ne çok şey öğrendim gelin beraber bakalım. Arthur Miller 1915 -2005 yılları arasında yaşamış. En ünlü eserleri, toplumun birey üzerindeki baskısını ve ahlaki sorumlulukları konu alan Satıcının Ölümü (Death of a Salesman) ve Cadı Kazanı (The Crucible) adlı oyunlarıymış. Satıcının Ölümü özellikle Amerikan rüyasının başarısızlığına ve bireyin toplumsal beklentiler altında ezilmesine odaklanmış ve yazar bu oyunla Pulitzer Ödülü’nü kazanmış. Miller’ın diğer önemli eseri Cadı Kazanı, 1692’deki Salem cadı mahkemelerini konu alsa da, 1950’lerdeki McCarthy dönemi komünist cadı avına bir göndermeymiş. Bu oyun, bireysel hakların baskıcı rejimler altında nasıl yok edildiğini gözler önüne seriyormuş. Miller, Marilyn Monroe ile evliliğiyle de tanınıyormuş. Kendi hayatındaki kişisel ve politik çatışmalar, eserlerine derinlik kazandırmış, toplumsal eleştiriyi sıkça işlemiş. Ayrıca Köprüden Görünüş (A View from the Bridge) ve Bütün Oğullarım (All My Sons) gibi oyunları da adalet, ihanet ve toplumsal sorumluluk konularına odaklanmış.
Arthur Miller denince akla genellikle derin toplumsal temalar gelse de ; benim okuduğum ve onunla tanışmamı sağlayan kitabı “Jane’in Battaniyesi”, bambaşka bir dünyayı gözler önüne seriyor, masum bir çocukluk evreni. Bu kitap, belki de Miller’ın alışagelinen tarzının dışında bir sürpriz! Küçük Jane ve onun pembe, sıcak battaniyesi… Ah, o battaniye ki Jane ne zaman ayrı kalsa gözyaşlarına boğuluyor, yıllar geçse de onsuz uyuyamıyor. Ama işin büyüsü burada: Jane büyürken, battaniyesi küçülüyor, tıpkı çocukluğumuzda sevdiğimiz şeylerin biz fark etmeden değişip kaybolması gibi.