Bir gün bir ateist İngiliz rektör William Paley'e tanrının olmadığını iddia ederek ondan bu iddiasını çürütmesini istedi. Paley, gayet sakin bir şekilde cebinden saatini çıkardı, içini açtı, adama gösterdi ve şöyle dedi: " Eğer, ben, sana bu zembereğin, çarkların ve yayların kendi kendilerini oluşturup, bu saatin içine girerek, kendi istekleri doğrultusunda çalışmaya başladıklarını söylesem, benim zekâmdan şüphe etmez misin? Tabii ki edersin. Ama bir de yıldızlara bak! Hepsi mükemmel bir şekilde kendi yörüngesinde hareket ediyor. Güneş'in etrafındaki gezegenler ve Dünya hep birlikte her gün milyarlarca kilometre yol kat ediyorlar. Her yıldız kendi aleminin güneşidir ve uzayda gezegenleriyle beraber dolaşmaktadır. Fakat bu kalabalık yıldızlarda ne bir çarpışma ne bir bozukluk ne de bir karışıklık vardır. Hepsi sessizce kontrollü ve düzenli bir şekilde işliyorlar. Şimdi söyle bana, bunların kendi kendine ortaya çıktığına inanmak mı, yoksa bunları birisinin yaptığına inanmak mı daha kolaydır?"
Makro âlem dediğimiz gökyüzünde yıldızlar adeta büyük bir saatin parçaları gibi çalışmaktadırlar. Fakat bu yalnızca yıldızlara has bir şey değildir. Mikro âlemdeki hücreler de onlardan farklı değildir. Bu konuda Carl Sagan şöyle diyor:
" Atalarımız yeryüzünde yaşam mekanizmasının düzenine, organizma yapılarının işlevlerini yerine getirişine bakarak, bunda bir Büyük Mucit gördüler. En basit yapılı tek hücreli organizma bile en mükemmel cep saatinden daha karmaşık bir makinedir. Saatlerin parçaları kendiliğinden bir araya gelmedikleri gibi, dedelerimizin saatleri küçük aşamalarla kendiliklerinden bugünkü saatlere dönüşmezler. Saatin bir yapımcısı vardır. "
Hülâsa makro ve mikro âlemlerdeki bütün varlıklar, düzenli çalışmalarıyla kendilerini icad eden ve düzene sokan