Mehmet Yusuf AKDAĞ

1920lerde Atılan Tohum 1965te Filiz Veriyor
Yeni yetişen, benim ve benden bir önceki nesil de, bütün arkaplanlardan sıyrılmış durumdaydı ve artık eski ile bir bağlantısı kalmamıştı; hattâ geçmişimize tamamıyla yabancıydı. Kimisi o geçmişe yabancı gözle bakıyor; Afrika'daki, Amerika'daki kültürü nasıl değerlendiriyorsa öyle veya daha da kötüsü topyekûn düşman: ■"Osmanlı büyük düşmanımızdı; bizi ezmiştir, mahvetmiştir." Siz kimsiniz peki? "Türküz." Nereden gelir bu Türk? Orada duruyor. 60-70 yıllık bir geçmişi olan sözümona bir millet. Bu kadar yılda bir millet oluşmaz, mümkün değil. Bu kafa yapısı ve anlayışta bize yakın olan ne varsa reddediliyordu: "Arap pistir, rezildir, berbattır, ilkeldir, geridir." Daha önce de bahsettiğim üzre İslam'a küfretmek biraz zor olduğundan Arap üzerinden Osmanlı'ya küfrediliyordu. ■ Benden yirmi yaş falan büyük sahte bir felsefeci gelmiş Edebiyat Fakültesi'ne, konuşma yapıyor: " Osmanlı dediğiniz kimdir? Okuması yazması yok. Halka olup ortalarına acayip yazılı bir metin koyarlar -kastettiği de Kur'an- 'hım hım hım' diye başlarını sallayıp sesler çıkartırlar." Gençliğinde burnundan ateş püsküren bir adamdım; dayanamadım: Sadece bana değil, kendisinden geldiğim adama da küfrediyorsun. O Osmanlıydı, benim babamdı. Babam eşşekse ben eşekoğlueşeğim" deyince korktu.Bir de korkaktır bunlar böyle bir dünya...
Sayfa 243 - TURKUVAZ·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Saat, Güneş ve Hücre O'na İşaret Ediyor
Bir gün bir ateist İngiliz rektör William Paley'e tanrının olmadığını iddia ederek ondan bu iddiasını çürütmesini istedi. Paley, gayet sakin bir şekilde cebinden saatini çıkardı, içini açtı, adama gösterdi ve şöyle dedi: " Eğer, ben, sana bu zembereğin, çarkların ve yayların kendi kendilerini oluşturup, bu saatin içine girerek, kendi istekleri doğrultusunda çalışmaya başladıklarını söylesem, benim zekâmdan şüphe etmez misin? Tabii ki edersin. Ama bir de yıldızlara bak! Hepsi mükemmel bir şekilde kendi yörüngesinde hareket ediyor. Güneş'in etrafındaki gezegenler ve Dünya hep birlikte her gün milyarlarca kilometre yol kat ediyorlar. Her yıldız kendi aleminin güneşidir ve uzayda gezegenleriyle beraber dolaşmaktadır. Fakat bu kalabalık yıldızlarda ne bir çarpışma ne bir bozukluk ne de bir karışıklık vardır. Hepsi sessizce kontrollü ve düzenli bir şekilde işliyorlar. Şimdi söyle bana, bunların kendi kendine ortaya çıktığına inanmak mı, yoksa bunları birisinin yaptığına inanmak mı daha kolaydır?" Makro âlem dediğimiz gökyüzünde yıldızlar adeta büyük bir saatin parçaları gibi çalışmaktadırlar. Fakat bu yalnızca yıldızlara has bir şey değildir. Mikro âlemdeki hücreler de onlardan farklı değildir. Bu konuda Carl Sagan şöyle diyor: " Atalarımız yeryüzünde yaşam mekanizmasının düzenine, organizma yapılarının işlevlerini yerine getirişine bakarak, bunda bir Büyük Mucit gördüler. En basit yapılı tek hücreli organizma bile en mükemmel cep saatinden daha karmaşık bir makinedir. Saatlerin parçaları kendiliğinden bir araya gelmedikleri gibi, dedelerimizin saatleri küçük aşamalarla kendiliklerinden bugünkü saatlere dönüşmezler. Saatin bir yapımcısı vardır. " Hülâsa makro ve mikro âlemlerdeki bütün varlıklar, düzenli çalışmalarıyla kendilerini icad eden ve düzene sokan
Din
Varoluşumun Anlamını ve Amacını Bir Bilebilsem..!
Günümüzdeki insanların büyük çoğunluğu kendilerine dünya hayatının gidişatına o kadar kaptırmış lar ki, Allah var mı yok mu umurlarında değil. Onlar için Allah olsa da olmasa da önemli değildir. Önemli olan hayatı yaşamaktır; hem de doyasıya. Sen de onlardan biri olabilirsin. Eğer öyleysen şu soruya nasıl cevap verebilirsin? Diyelim ki, bir gece evinde yatıp uyudun, fakat sabah gözünü açtığında kendini havada uçup gitmekte olan bir uçakta buldun. Böyle bir durumda aklına hangi sorular gelir? Benim aklıma şu 4 soru gelir: • Beni buraya KİM getirdi? • Beni buraya getiren, NİÇİN getirdi? • Bu uçak NEREYE gidiyor? • Bu soruların cevabını KİMDEN öğrenebilirim? Kıymetli Kardeşlerim! Üzerinde yaşadığımız dünyada bir uçaktan farklı değil. (Daha doğrusu dünya uçan bir dairedir). Bu dünya uçağında gözünü açan -istisnasız- her insan, şuurlu veya şuursuz olarak kendine, "Bizi buraya KİM getirdi? NİÇİN getirdi? NEREYE gidiyoruz? Bu soruların cevabını KIMDEN öğreneceğiz?" sorularını sorar. Bu dört soruyu cevaplandırmadıkça da hayatın anlamını kavramamız mümkün değildir. Biz etrafımızdaki varlıkların ne olduklarını, neye hizmet ettiklerini, niçin var olup, niçin yok olduklarını bilmemiz mümkün olmaz. Yaşarız ama niçin yaşadığımızı bilemeden; ölürüz ama niçin öldüğümüzü bilmeden.
Sayfa 12 - SÜEDA·Kitabı okudu
Din

Mehmet Yusuf AKDAĞ

, 2022 okuma hedefini ekledi.
Yalnızca bugün yaptıkların bütün yarınları değiştirebilir.
2022 OKUMA HEDEFİ
28/48 kitap - %58 tamamlandı
28 kitap okudu
48 kitap
6,1bin sayfa
0 inceleme
34 alıntı