"Rüzgâr, insanın yüreğine onulmaz bir korku düşürecek şekilde ıslığını susturmuyordu. Gece, aydınlığın kovulduğu saatler nedense bitmiyor, güneş engellenemeyen bir dürtüyle doğmak bilmiyordu. Yalnızlık, o sadık sevgili, uzadıkça uzuyordu. Yoksulluk, yoldaşı umutsuzluk, yine aynı yerde ve köşede, koyun koyuna somurtuyordu."
"Düşlerinin peşinden git, kurduğun hayaller senin olsun, başkalarının hayatını yaşama, anı yakala ve yaşa. İliklerine kadar duy aşkı, hisset tutkuyu. İhaneti gör, vefasızlık etme. Yalanı bil ama söyleme.
Şimdi temiz olduğun kadar kirleneceksin, mümkündür. Hayat bu, çoğu zaman adil değildir. Sen pes etme yine de, sevgi adına bir farklılık yaratabilirim inancını koruduğun sürece düşmeyeceksin. Unutma, o farklılığı yaratığın gün kurtulacaksın.”
"Bu hayatta kaderlerimiz birbirini ıskaladı. Ama acılarımız, ama sevinçlerimiz sürgün bir yol bulup yine de kesişti yiti¬rilmiş aşklar kavşağında.
Başka bir yerde, başka bir zamanda ve bambaşka bir yaşamda seni yeniden sevmek adına, ne olursun, buğday rengi yüzümü ve kaba hatlarını unutma."
"Günün yakarışları biterken, solgun bir akşam çöktü üzüm bağlarının üstüne. Derken yüreciğinin tedirgin rüzgârları da söndü. Yüzüne, kaynağı yüreğin olan güven ve tutku dolu bir ışık yayıldı. Ellerini uzattın bana, bir avucunda yakamoz, diğerinde bir salkım üzümü tuttuğun ellerini. Açtım ve yoksuldum, bunu seziyordun. Vazgeçtim denizlerden, ben üzümü seçtim.
Gülümsedin, gülüşünü geri çevirmedim. Olağanüstü bir arzu ile çırpınan gözlerine yürüdüm. Gözlerimizdeki bakış kenetlenince, dudaklarındaki ateşi öldürdüm dudaklarımda."