"Her koşulda yetişebilen bir yaban çiçeği gibi güçlü olmak..."
Yaban Çiçeği beni garip bir noktaya koyan bir roman oldu. Salem on sekiz yaşında hayatının ilerleyişi konusunda plan yapmayı planlamayan genç bir kız. İçine dönük diyebileceğimiz bir karakter bile olabilir. Annesinin dükkanında çalışıyor, mum yapıyor, hoş bir sevgilisi var. Hayat sabit hızda ilerlerken yanındaki eve boşanma sürecinde olan otuzlarında bir bey taşınıyor; Thayer.
Roman bu ikilinin çekimi üzerine kurulu sancılı bir hikâyeyi konu alıyor. Evet, karakterler arasında on üç yaş fark var. Hayır, bence bu okumak için bir engel değil.
Kitabın başlarında Thayer oldukça somurtkan ve soğuk bir karakterken ilerleyen zamanlarda açılıyor. Bunu bekliyoruz tabii. Bir şekilde romantizm göreceğiz nasıl olsa. Oldukça iyi görünümlü bir adam ve insanın muhtemelen baktıkça bakası geliyor.
Fakat benim hoşlanmadığım bölüm Salem'in damdan düşer gibi Thayer'e aşık olduğunu kabullenmesiydi. Olaylar çok hızlı gelişti. Yani Allah aşkına Salem, o kadar kısa sürede adamın sadece kol kaslarına bakıp "Vay ben aşık oldum!" dememelisin.
Salem'in geçmişi oldukça sinir bozucu. Babasının ölümüne üzülmeme nedeni ilerleyen sayfalarda okuyucuya aktarılıyor ki bu kimileri için tetikleyici olabilir. Zaten editör de kitabın başında kısa bir uyarı geçmiş. Ellerine sağlık.
Fakat dediğim gibi bazı bölümler var, duygu aktarımı çok başarılı. Okurken heyecanlanıyorsunuz. Sonra yalap şap bir şeyler oluyor ve anlamsız, gereksiz olaylar okumaya başlıyoruz.
Bu açıdan yazar olayları aceleye getirmiş gibi hissettim. Hatta bazı olayların neden anlatıldığını hâlâ anlamış değilim.
Kitabın sonlarına doğru inanılmaz gereksiz bir dram var ki doğru bir şekilde işlenmiş olsaydı salya sümük ağlayabilirdim. Ne yazık ki yazara sinir olmaktan üzülemedim bile.