Pişmanlık kadar insana yakışan başka bir hal tanımadım ben.. düşün ki; ateşe atılmış yanıyorsun ama her yanış biraz daha temizliyor seni. Tam öyle bir zaman.. Düşünsene; bir kapıya 2.defa gitmek. Kaçtığın, terk ettiğin yere geri dönmek. Elveda diyemediğine dönüp merhaba demek. Çok zordur, çoooook! Tapduk eşiğine can atıyorum ama utancım ayaklarımı oyalıyor. Bozkır geniş mi geniş.. yol çetin mi çetin... umutlar kayıp mı kayıp.. sonunda nankörlüğümün körlüğümden olduğunu anlamışım. Ama hasret ateşi yakıyor yüreğimi.. dilim damağım kuruyor. Benim için hem arı hem arıtıcı olan tapduk sultanımın dediklerini hatırlıyorum. Hatırladıkca hıçkırıyor, içim içime sığmadan koşuyor, yürüyor, sürünüyor, yeniden koşuyor, yeniden yürüyor ve sürünüyorum.. yönümü bilmeden, nereye gittiğimi düşünmeden.. durmam yok, yalnızca hatırlamam var. Hikmet! Demişti sultanım bir sohbetinde.. "eşyanın hakikatlerini bilip gereği ile iş yapmaktır." Ve yüce allah'ı ilimlerin en büyüğü olan ilm-i ilâhi ile bilmektir. Hakk'ı bilmezsen hakim olamazsın.
Allah'ı bilen, allah ile bilen, allah ta bilen, Allah'tan bilen hikmet sahipleri her ne kadar ilimden mahrum ve dili dönmez, ifadesi kusurlu olsa da, yine hakikatte hakim ismini almaya layıktır.
Hikmet, gayb lisanını çözenlere, gönül hecesini okuyanlara açılır. Gayb dili öyle sofralar açar ki ondan niceler nasiplenir, doyarlar.. "ben şimdi onun kapısına hangi yüzle giderim?" Bu soru varlığımı öyle kapladı ki yüzümü dönsem önümden kaçıyor. Sırtımı dönünce ayaklarıma dolanıyor.. gerçekten şimdi onun kapısına hangi yüzle giderim? Bilmezlikten kurtulmak ve her şeyi bilmek istiyorum artık.. Başım dönüyor, dünya dönüyor, dünya başımın üstünde dönüyor. Ona gitmek istiyorum. Ona gitmeli ve kaybettiğim kendimi bulmalı. Kendimi bilmeliyim. Kendi hakikatimi bilmeden