... Dedi demesine ancak, kendi parlak, ihtişamlı ırkının, mis kokulu, adeta cevher gibi parıldayan tenlerin, ilgi çekici bir alev gibi bakan gözlerin ardında leş bir zihniyet vardı...
Cormanthor, geçmişin muhteşem şehri, yeşil ağaçların zümrüt gibi parıldadığı, ayna misali durgun, berrak suların şehri, Elflerin, hani o asaletin vücut bulmuş hali olan ırk, elflerin şehri Cormanthor...
Ve maceramız biterken, ismi ve tarihi yeniden yazılan şehir Cormanthor, artık üzerine örülen büyü ağının ve şehrin adil Kralı "Taçlı" nın ilan ettiği üzere anılacak olan Myth Drannor.
Kahramanımız, hayır hayır, kahraman demek pek yakışıksız kalır, Elminster, Mystra'nın "seçilmişi", Faerûn'un en meşhur büyücüsü Elminster...
İlk kitapta yaşamının ilk dönemlerini ve neden, nasıl ve ne zaman bir büyücü olduğunu okuduğumuz kahramanımız Elminster'in serinin bu ikinci kitabında elf şehrine gelişi ve burada yaşadığı maceraları ve hayatının 20-21 yıllık bir dönemini okuyoruz.
Elflerle girdiği bu epik macerada acayip bir çok olay örgüsü ve şimdiye kadar bildiğimiz üzere "asaletli elflerin" nasıl da "insanlara" benzediğini, zannettiğimiz gibi "peri tozuna bulanmış" bir ırkın bile içinde nasıl pislikler dolandığını satır satır okuyoruz.
Peki sebep ne?
Elflerin, hani o "yüzünde nur açan" ihtişamlı ırkın, bir sebepten dolayı bu hale gelmiş olması lazım değil mi? Adaletli, merhametli, yardımsever ve iyilik timsali sandığımız o masalsı ırk, Elfler, neden bir anda üzerlerine lanet çökmüş gibi dönüştüler?
Sadece insanlara atfedilen, karşılaştığında burunlarını büken Elflerin bile sonunda yaptığı o davranışlar, o zihniyet, o kötülük...
Bilmem, belki de haklılar...
Eh, tabi, okumadan bilemeyiz :)