Haziranın son kitabı #türkiyeişbankasıkültüryayınları n dan #sineklerintanrısı oldu.
Bu macerayı beklemiyordum doğrusu, beklentimin çok üstünde çıktı. Okuduktan hemen sonra filminin olduğunu öğrendim ve izledim. Bazı kısımlar gereksiz uzatılmış gibi geldi okurken, ama filmini izlerken de o kısımların eksikliğini hissettim. Kitap kesinlikle daha detaylı, film biraz daha yüzeysel kalmış ama yine de çok güzeldi. İzlerken "kafamda az bile canlandırmışım" dedim. Doğayla, açlıkla savaşırken, yaşama iç güdüsüyle küçük çocukların dönüştüğü o vahşilik ürperticiydi (tabi oyun parkından değil, savaştan kaçtıkları için orada olduklarını unutmamak lazım) İzlerken çok üzüldüğüm, sinirlendiğim, yer yer gözlerimi dolduran sahnelerde, okurken sanırım diyalogların fazla uzatılmasından dolayı daha az etkilendiğimi fark ettim.
Kısaca konuya değinmek istiyorum. Gelecekte yaşanacak savaş sırasında güvenli bir yere götürülmek istenen, yaşları 6-12 arası değişen bir sürü çocuk, uçakları saldırıya uğrayınca ıssız bir adada mahsur kalıyorlar. Bir grup yüksek bir yerde ateş yakıp yerlerini belli etmek isterken, diğer grup avlanıp karınlarını doyurmanın daha önemli olduğunu düşünüyor ve ayrılıyorlar. Gösterilen ani şiddet eğilimleri, resmen çocuğun çocuğa yaptığı vahşeti doğuruyor. Onlar savaşla, bombalarla büyüdükleri için bu haldeler. "Acaba bütün şartlar eşit ve normal olsa, insanoğlu yine de içindeki canavarın öfkesini, acımasızlığını besler miydi? " diye sormadan edemedim...
Okumalı ve izlemeli diyorum kısaca.
Keyifli okumalarınız daim olsun...