Bir kadın, dışlanmaktan kurtulmak için durmadan yinelenen takıntılı davranışlara (doyurucu olmayan, hayatiyeti devam ettirmek yerine düşüşe neden olan bir davranışın tekrarına) döndüğü zaman, aslında daha çok zedelenmeye neden olmaktadır, çünkü ilk yaralanma haline dikkat edilmemekte ve kadın her saldırıyla birlikte yeni yaralanmalara uğramaktadır.
Dışarının talepleri ile ruhun taleplerini yerine getirme arasında yapacağı seçimlerin, bir ölüm kalım meselesi olduğunu hissedebilir. Kendisini, hiçbir yere ait olmayan eziyet çekmiş bir yabancı gibi hissedebilir; dışlananlar için bu normaldir, ama normal olmayan şey oturup buna ağlamak ve hiçbir şey yapmamaktır. İnsanın ayağa kalkıp nereye ait olduğunu aramaya çıkması gerekir.
Dışarıda kan gövdeyi götürmesine rağmen binlerce evin yarı karanlık bir odasında adına karşılıklı sevgi dediğimiz şey bütün mikroplardan arınmış ve bir kere daha kesin bir zafer kazanmıştı.
“İnsanlar neden birebirlerini sevmiyorlar baba?”
“Yanlış eğitiliyorlar da ondan.”
“Anlamadım.”
“Yani bir çocuk doğar doğmaz onun kafasıyla kalbini değil de yumruklarını kullanması için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun en büyük sorumluları da sapık din adamlarıyla politikacılardır. İnsanları bunların ellerinden kurtarmak gerek. Din ve politika birleştirici olmalı, ayırıcı ve bölücü değil.”