Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor
Gündönümünden sonra, ayın ilk karanlıkta kaldığı geceye Nadas denir. Bu zaman, yazın Uzun Dans Bayramı'nın kutlandığı, ayın en uzun görüldüğü zamanın, tam tersidir. Bu günler, yolcular ve hastalar için uğursuz bir zaman olarak kabul edilir.
Bu dünyadaki her şeyi gelip geçici görmem insanlarla kurduğum ilişkilerin bir sonucu.
Ne sevgili ne de arkadaş!
Canım sıkkın olduğunda dünyanın bir yığın hayal kırıklığından ibaret olduğunu hissediyorum. Eğer kendimden, bir şey veya bir başkasından ötürü hayal kırıklığına uğrasam bu duyguya hemen teslim olurdum fakat içimde bunun eksikliği öyle canlı ki başka bir şey hissedemiyorum âdeta.
Bu da demek oluyor ki duyarlılığımı büsbütün yitirmemişim. Herhangi bir temasa ihtiyaç duymadığım, temas etmemin yasak olduğu bir insanla beraberliğin hayati bir ihtiyaca dönüşmesinin sebebi de buydu belki.