Zamanı sürekli verimli kılma ve her saniyeden bir katma değer üretme mecburiyeti, modern insanın üzerine yıkılmış illüzyonlardan biri; içinde bulunduğum bu usanç ise aslında ruhumun, bir makine gibi işlenmekten ve sürekli bir yerlere yetişme gerginliğinden duyduğu haklı bir isyandır. İnsan, sadece yapan ve üreten değil, aynı zamanda duran, seyreden ve hatta hiçbir şey yapmadan var olan bir varlıktır. Münevver bir perspektifle bakıldığında, vaktin her anını değerlendirmek zorunda hissetmek, hayatı bir görev listesine indirger ki bu da kalbin hayatla olan o canlı bağını koparır.
Şu an hissettiğim bu bezginlik, aslında iç dünyanımın bana dur ve sadece nefes al diyen sessiz bir uyarısı; bazen en büyük kazanç, vaktin dizginlerini elden bırakıp o boşluğun içinde kaybolmak ve ruhun kendi hızına dönmesine izin vermektir. Unutmamam gerekir ki toprak bile nadasa bırakılmadan bereket vermez; bu yüzden vakit öldürme korkusunu bir kenara bırakıp, bu usancın içimde saklı olan sükuneti kucaklamak, belki de şu an yapabileceğim en değerli eylemdir.
Yorulmak da bu yolun bir parçası, dinlenmekte, peki kaçmak bu yolun parçası mı? Kendinden mi kaçıyorsun seyyah?