Nadir kemaloğlu

Nadir kemaloğlu
@nadkee
Öğrenen, öğreten.
Sınıf öğretmeni
Lisans
null
Erzurum
22 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Babam
Baba! Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım! Ne zulüm, ne ölüm, ne korku başımı eğemez! Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım. Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım… Nazım Hikmet
Babalar Günü
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
kimse kadınların bu kadar aşağılanmaya çalışıldığı, geri plana, örtülerin altına itilerek tecavüzünden bile sorumlu tutulmak istendiği bir ülkede dalga geçer gibi kadınlar günü kutlamasın. kadınlar, üzerinde hakimiyet kurulacak, siyasete dini bir motifle alet edilecek, istenildiğinde bekaretinden sosyal hayatına kadar yargılanmaya açık olacak, çocuk doğurmaktan ve hizmet etmekten başka bir alanda kabul görmeyecek ikinci sınıf insanlar değillerdir. kadın ya da erkek, kişisel özgürlükleri, fikirleri ve tercihleri ile vardır. bir günlük bir kadınlar günü kutlamasının gösteriden ibaret olduğu da, 'kadına yönelik şiddetin abartılması' ifadesi ile şiddetin normal abartılmasının yanlış olduğu fikrinin dile getirilmesiyle kanıtlanmıştır.
8 Mart Emekçi Kadınlar Günü
Mutluluk
Okulda öğretmen her çocuğa birer kağıt verir ve, "Üzerine kendi adını yaz, kağıdını buruştur ve havaya at" der. Her öğrenci kağıdını, adını yazdıktan sonra buruşturur ve havaya atar. Öğretmen, " Şimdi kendi kağıt parçanızı bulmak için beş dakikanız var" der. Öğrenciler bu beş dakika içinde ararlar ama kendi kağıtlarını bulamazlar. Sonra öğretmen öğrencilere, "Şimdi yerdeki herhangi bir kağıt parçasını alın, isme bakın ve bu kağıdı o kişiye geri verin" der. Sadece birkaç dakika içinde herkes kendi kağıdını geri almıştır. Öğretmen kendisine merakla bakan çocuklara "Mutluluk da aynıdır. Sadece kendi mutluluğumuzu bulmaya çalışırsak işimiz zor! Ama birbirimize bakarsak, insanlara yardım edersek mutluluğu bulmak kolay! " der
İnsan ve Duygular
Bir zamanlar Çin’de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı. Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator’un karşısına çıkardılar. Hırsız, İmparator’u görünce ona şöyle dedi; “Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak...” İmparator dudak büker; “Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?” Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır ve; “Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz...” İmparator kahkaha atarak; “Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni...” dedi. Yoksul adam; “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım... Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz…” İmparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle; “Ben imparator’um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim.” dedi. Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telaşe içersin de İmparator’a dönüp itiraz etti. “Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinadar başı eksin.” Hazinadar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti. Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar. Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinadara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve; “Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim.” dedi.
1000k
Umut
umutlarımdan bir uçurtma yapıp, saldım gökyüzüne.umutlarımı doladım rengarenk ipime ve çoğu zaman uçurdum güzelce. sonra umut etmemem gereken şeyleri umut ettim herkesden gizlice. yani, imkânsızı umut ettim sessizce. ve kimseyi dinlemeden tuttum ipimin ucundan, saldım onu gökyüzüne. elimde uçurtmamla o kadar çok koştum ki bu imkânsızlıklar silsilesi peşinde, yoruldum. kimi zaman dizlerimde derman kalmadı düştüm bilinçsizce, kimi zaman tellere takıldım durdum çaresizce, kimi zaman ise dikenli güller arasında koştum günlerce. bazen uçurtmamın ipini kaçırıp onu aradım, bazen yüzüme vuran güneş yüzünden uçurtmama bakamadım. ama ben herşeye rağmen, aklımın sınırları içerisine pes etmeyi almadım. ben böyle hiç pes etmeden devam ederken, ve farkında olmadan günden güne kendimi yorup bitirirken, çok büyük bir kayaya tosladım. yani en imkansız olana, canımı en çok yakana. önce yere düştüm, vazgeçmenin kumunu yuttum. daha sonra kendi uçurtmamın ipine takılıp, onu kopardım. ne yaptıysam olmadı, başaramadım bu sefer uçurtmamı elimde tutmayı. denedim ama olmadı. ipim koptu benim. kaybolmasın diye sıkıca tuttuğum uçurtmamın kopmuş ipi kaldı sadece elimde. kaybettim onu. aramak istedim ama inanın yapamadım. çünkü çok yoruldum, usandım. dizlerim acıyor çok sert tosladım, gözlerim yanıyor çok ağladım, boğazlarım acıyor çok bağırdım. öyle bir düştüm ki bu sefer kalkamadım. öyle bir acıdı ki canım yutkunamadım, öyle bir ağrıdı ki gözlerim açamadım. öylece süzülüp kayboldu gökyüzünde umutlarım. şuan gücüm yok ama olur ya, uçurtmamın yolu belki bir gün sonsuz gökyüzünden umut denizine düşer, o da yorulup iner gökyüzünden. hani olur ya, bende o gün tekrar umut edecek gücü bulursam kendimde, bulacağım uçurtmamı denizin en dibinde olsa bile. gerekirse boğulacağım, ama yinede bulacağım. sonra
Edebiyat