“Disiplin Artık Yasaklı Bir Kelime”
Bir zamanlar “disiplin” kelimesi, öğretmenliğin omurgasıydı.
Bugünse neredeyse suç gibi anılıyor. “Çocuğa bağırmayın, ceza vermeyin, sınır koymayın” deniyor. Peki, sınırın olmadığı yerde nasıl bir saygı doğar? Çocuk, nerede duracağını nasıl öğrenir?
Eğitimde disiplin, korku değil, düzen demektir. Sınıfa zamanında girmenin, söz hakkı almadan konuşmamanın, başkasının hakkına saygı duymanın adıydı. Şimdi bu kavram, “baskıcı eğitim” bahanesiyle çöpe atıldı.
Öğretmen sesini yükselttiğinde “psikolojik şiddet”le suçlanıyor, öğrenci uyarıldığında “özgüveni zedeleniyor” deniyor.
Ama kimse sormuyor:
Saygı sınırını aştığında, öğretmenin özgüveni ne oluyor?
Eskiden “disiplinli okul” denince akla başarı gelirdi. Şimdi o okulların yerinde gürültü, ilgisizlik ve vurdumduymazlık var. Çünkü çocuklar artık otoriteyle değil, ekranla büyüyor. Kurallar değil, trendler yön veriyor hayatlarına. “Ne istiyorsan onu yap” kültürü, toplumsal ahlakın içini boşaltırken, öğretmen bir köşede sabırla sükût etmeyi öğreniyor.
Oysa öğretmen; ne cellat, ne de seyirci olmalı.
O, hem yol gösterici hem de rehberdir. Ama elinden “disiplin” alınan bir öğretmen, öğrenciyi yönlendiremez. Çünkü rehberlik, sınırla mümkündür.
Sınır, sevginin düşmanı değildir; tam aksine, onu koruyan çittir.
Bugün çocuklar özgürlük istiyor. Güzel. Ama özgürlük, sorumlulukla birlikte anlam kazanır.
Disiplin, çocuğun ruhunu bastırmaz; bilakis onu biçimlendirir. Nasıl ki bir ağaç, budanmadığında çarpık büyürse, insan da rehbersiz kaldığında yönünü kaybeder.
Toplumun en büyük yanılgısı şu:
Disiplin, öğretmenin çocuğa uyguladığı bir şey değildir; birlikte yaşamanın gereğidir.
Disiplini kaybetmek, sadece okulu değil, toplumu da kaybetmektir.
Çünkü okullar, hayatın küçük birer provasından