Gün kapanırken, Nahlî Leal...
Zamanın ötesinde, seslerin ve sûretlerin uzağında, sadece Nahl Suresi’nin o sarsıcı ayetlerinin yankılandığı karanlık ve kuytu bir hücrede başladı her şey. Kız, günlerdir dış dünyayla olan tüm bağlarını koparmış, ne güneşin doğuşunu görmüş ne de rüzgarın sesini işitmişti. ...... ... #NahlîLeal F. Bengisu Develi (Derûnî)
Alıntı
"Ahlarımın bittiği yerde, nahlarım başlar."
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
🌿🍁🌿🍁🌿🍁 KOPYA Adam nihayet rahatlamış, huzura ermişti. Günlerdir zihnini kurcalayan sıkıntısı nihayete erecek, kalbi mutmain olacaktı. İşte, dört yıldır Muş'ta bu yatılı okulda çalışıyordu. Gençliğinin verdiği güçle haftada otuz saat derse giriyor, okulda ve yatakhanede haftanın iki günü nöbet tutuyor, çalıştıkça keyifleniyordu. Yatakhane nöbetlerinden para aldığı için pimpiriklenir, koca yatakhaneyi saat başı dolaşır, dolaşırdı. Bu uzak köylerden, mezralardan gelen çocuklar önce Allah'a, sonra devletin şefkatli kollarına emanet idi. Devletin şefkatli kollarından biri kendisi, diğeri de gardaşım dediği Maraşlı arkadaşı idi. Bu iki şefkatli kol, yurt nöbetindeki titizlikleri ile bilinirlerdi. Son ders zili çaldı mı "yandım anam" a düşerler, yatakhaneye seğirtirlerdi.Nasıl seğirtmesinlerdi? Daha giden gün yatakhaneden sorumlu müdür muavini, vazifeye geç kalan öğretmenin yakasını tutmamış mıydı? İki arkadaş, müdür muavinine sarılmışlar, onu teskin etmek için nice diller dökmüşler idi. "Etme hocam, sensin hocam, bilmemiş hocam, affeyle hocam, din kardeşiyiz hocam, gönülleri yıkmaya değil yapmaya geldik hocam... " Adı Talip idi. Bu yalvarıp yakarmalar müdür muavininin yüzüne değil de ancak ki yeşil kravat iğnesine yapılmıştı. Talip Bey uzun boylu, alabildiğine babayiğit, bakımlı ve kudretli Anadolu gençlerinin binbir tanesinden bir tanesiydi. Şefkatli kollar, yurda girer girmez daha çocuklar ağzım burnum demeden odalara koşarlar, en ufak bir yanlış gördü mü devlet babanın temsilcisi olduklarını hatırlatırlar, çocukların yanaklarında gül goncalarını açtırırlardı. Yine bir nöbet günü son ders zili ile sınıfın kapısına koştu. Kitabı, kalemi masada bıraktı. Merdivenleri inerken rast geldiği meslektaşlarının selamını almıyor, onları kendi başını yakacak tuzak kurmuş
Cevat mutlu idi. Pırıl pırıl mayıs güneşi kendisi için doğmuştu. Duvar dibindeki 🌹ler sadece onu selamlıyor, dallardaki bülbüler sadece onun için şakıyordu. Gökyüzünün masmavi renginin de olduğunu işte o an anlamıştı. Kıpır kıpırdı. Sınıfa girdi, kalemini açtı. Durduk yere sabah sabah kendisine küfreden oğlana keyifle şöyle bir bakıp "Şerrine nahlet! " dedi ve önüne döndü. Gülümsemesine hiçbir şey engel olamayacak, kimse gününü mahvedemeyecek idi. Bu tepkisizlik karşısında şaşakalan terbiyesiz oğlan geldi, Cevat'ın kulağının dibine şamarı aşk eyledi. Tüm sınıf sus pus olmuş, Cevat'ın korkunç intikamını beklerken Türkçe muallimi elinde bir tomar kâğıt ile kapıda peyda oldu. Önce kalın çatık kaşları ile sınıfı bir güzel süzdü. Cevat ile göz göze geldiler. Cevat, sol eliyle sol kulağını tutuyordu. Başı dik, alnı açıktı. Muallimin anlık göz kırpmasını yakalamış, sevinmişti. Demek ki muallim sözünün eri idi.
Cevat mutlu idi. Pırıl pırıl mayıs güneşi kendisi için doğmuştu. Duvar dibindeki 🌹ler sadece onu selamlıyor, dallardaki bülbüler sadece onun için şakıyordu. Gökyüzünün masmavi renginin de olduğunu işte o an anlamıştı. Kıpır kıpırdı. Sınıfa girdi, kalemini açtı. Durduk yere sabah sabah kendisine küfreden oğlana keyifle şöyle bir bakıp "Şerrine nahlet! " dedi ve önüne döndü. Gülümsemesine hiçbir şey engel olamayacak, kimse gününü mahvedemeyecek idi. Bu tepkisizlik karşısında şaşakalan terbiyesiz oğlan geldi, Cevat'ın kulağının dibine şamarı aşk eyledi. Tüm sınıf sus pus olmuş, Cevat'ın korkunç intikamını beklerken Türkçe muallimi elinde bir tomar kâğıt ile kapıda peyda oldu. Önce kalın çatık kaşları ile sınıfı bir güzel süzdü. Cevat ile göz göze geldiler. Cevat, sol eliyle sol kulağını tutuyordu. Başı dik, alnı açıktı. Muallimin anlık göz kırpmasını yakalamış, sevinmişti. Demek ki muallim sözünün eri idi.
1000Kitap
Cevat mutlu idi. Pırıl pırıl mayıs güneşi kendisi için doğmuştu. Duvar dibindeki 🌹ler sadece onu selamlıyor, dallardaki bülbüler sadece onun için şakıyordu. Gökyüzünün masmavi renginin de olduğunu işte o an anlamıştı. Kıpır kıpırdı. Sınıfa girdi, kalemini açtı. Durduk yere sabah sabah kendisine küfreden oğlana keyifle şöyle bir bakıp "Şerrine nahlet! " dedi ve önüne döndü. Gülümsemesine hiçbir şey engel olamayacak, kimse gününü mahvedemeyecek idi. Bu tepkisizlik karşısında şaşakalan terbiyesiz oğlan geldi, Cevat'ın kulağının dibine şamarı aşk eyledi. Tüm sınıf sus pus olmuş, Cevat'ın korkunç intikamını beklerken Türkçe muallimi elinde bir tomar kâğıt ile kapıda peyda oldu. Önce kalın çatık kaşları ile sınıfı bir güzel süzdü. Cevat ile göz göze geldiler. Cevat, sol eliyle sol kulağını tutuyordu. Başı dik, alnı açıktı. Muallimin anlık göz kırpmasını yakalamış, sevinmişti. Demek ki muallim sözünün eri idi.
Alıntı