Yine de iyice düşününce, bu keşfimle gururlanmalı mı yım, yoksa kendimi aşağılanmış hissetmeli miyim bilemiyordum. Maymunların hiçbir şey icat etmediğini, sadece basit taklitçiler olduklarını düşününce öz saygım depreşiyordu. Duyduğum utanç ise insan uygarlığının maymunlarca kolayca sindirilmiş olmasınaydı.
Bir uygarlığı niteleyen nedir? Olağanüstü dehası mı? Hayır, bu her zaman olan bir şey... Hım! Zekânın hakkını yemeyelim şimdi. Bunun öncelikle sanat ve edebiyat olacağını kabul edelim. Birkaç sözcüğü bir araya getirme yeteneği olan üstün zekâlı maymunlarımız için bunları gerçekleştirmek zor mu peki? Edebiyatımızı oluşturanlar nedir? Şaheserler mi? Bir kez daha hayır. Ancak özgün bir kitap yazıldı mı bir çağda zaten bir iki tane çıkar yazarlar bunu taklit eder, yani yeniden yazar, basılan yüz binlerce kitap aynı konulardan bahseder, sadece başlıkları ve cümle şekilleri farklılık gösterir. Bu, doğuştan taklitçi olan maymunların başarabileceği bir şey, hele bir de dili kullanabiliyorlarsa.
Kendi gruplarının çıkarları için orangutanları kullanıyorlardı. Hemen hemen bütün orangutanların arkasında, onları pek sevdikleri rekince madalya ve unvanlara ulaştıracak şerefli işlere ittiren ve süren bir goril ya da bir goril kurulu bulunuyordu. Bu durum, neredeyse maymun yaptığı işten tatmin vermemeye başlayana kadar sürüyordu. Ancak ondan sonra, acımasızca işten çıkarılır ve yerlerine aynı türden başka maymunlar getiriliyordu.
Ben, bir insan olarak, gerçekten de bir maymunu aldatmak için böylesine kurnazlıklar yapmak zorunda mıydım? Yapmam gereken tek makul davranış ayağa kalkıp, hayvana doğru yürümek ve onu bir değnekle dize getirmek değil miydi? Arkamda yükselmekte olan gürültü, bu çılgınlığa kalkışmamı engelledi.