Cevriye talihinden ve alnının yazısından müşteki değildi. Hayatta daha iyi bir şey olduğunu zannetmiyor, daha iyi bir şey tanımıyor ve onun için de hiçbir şeyi özlemiyordu.
Hayır, onunla geçen bir haftasının karıkoca hayatına benzeyen hiçbir tarafı olamazdı ya!
Karıkoca hayatı buydu. Böyle bir oda içinde her gün bir erkekle, fakat aynı erkekle geçen bir hayat...
Birden bunun çok can sıkıcı bir şey olduğunu düşündü.
Hep aynı erkekle...
"Halbuki kocaların içinde ne sakiller, ne gebeşler, ne huysuzlar, ne andavallılar vardır," diye düşünüyor, "zavallı nikâhlı kanlar!" diye içinden onlara acıyordu
Pervaneye, "Niçin ateşe kendini atıyorsun?" diye sorulabilir miydi? O buraya gelmişti. Iradesinden daha kuvvetli bir duygu onu buraya sürüklemişti! O, artık her zaman buraya gelecekti. Bir güneşin cazibesine kapılmış, hayatiyetini ondan alan bir seyyare gibi, o hep bu mihverin, şimdi sobası gürul gürül yanan şu odanın etrafında dönecekti. Ondan kopup ayrılması için, bu his nizamını bozacak, onu bu mihverden söküp ayıracak bir kıyamet kopması lazımdı.