/ / / Seher Vakti / / / bkz. yorum'a
Sükûn-ı leyl ile hâbîde her taraf, her şey Bu rûh-ı sâmiti etmez müheyyic ü nâlân Ne bir sedâ-yı teessür ne bir terâne-yi ney Sükûn içinde evet, hep nühûr, hep mürgân... Dehen-güşâ bütün ezhâr-ı jâle-dâr-ı seher Nesîm-i fecr ile hep zî-hırâm-ı istiğnâ Fezâ-yı cevve saçarlar riyâh-ı rûh-âver Semâya beht ile nâzır cibâl-i deşt-ârâ... Bu anda bir mutazarrı' sadâ-yı lerze-künân Bu bir sadâ ki eder âsmânı hep lerzân Bu rûh-ı nâime bir şahbâl-i safvet ile Temâs eder ve çıkar âsmâna haşyet ile... O demde nûr-ı hidâyet, sedâ-yı Yezdânî Eder bu ruhumu mevkûf-ı vecd ü istağrâk Bütün mehâsin-i âlem olup gözümden uzak Sücûd-ı şükr ile terk eylerim bu dünyâyı... Ahmet Haşim Bütün Şiirleri
İsrail hangi hakla?
Bestelenmiş halini YouTube kanalımdan dinleyebilirsiniz. Yetim, öksüz yavrular, parçalanmış bedenler. Bu vahşi katliama, olmaz haklı nedenler. Canileri reddeder, cami havra kilise. Zulme ortak olmaz mı, seyreden her kim ise? İsrail! Hangi hakla masum halka iliştin? İnşaallah tez vakit, sonun olsun Filistin. Ey millet-i naime, durdurun bu vahşeti. Mazlumlar nasıl atsın, zihninden bu dehşeti? Bir koyunu kurt kapsa, baş yatakta uyunmaz. Binler başı kurt kaptı, nasıl hâlâ duyulmaz? İsrail! Hangi hakla masum halka iliştin? İnşaallah tez vakit, sonun olsun Filistin. Anaları anamız, yavruları yavrumuz. Değişmez hiç aynıdır, sevincimiz ağrımız. Bizler birbirimize, kenetlenmiş kardeşiz. Duamızda onları, unutursak kalleşiz. İsrail! Hangi hakla masum halka iliştin? İnşaallah tez vakit, sonun olsun Filistin. Mutlu Kılıç
Filistin
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir şehir Bir kitap… Herkes şehrini yazsın…
1. Adana — İnce Memed — Yaşar Kemal 2. Adıyaman — Abum Rabum — İskender Pala 3. Afyon — Büyük Taarruz — Selim Erdoğan 4. Ağrı — Ağrı Dağı Efsanesi — Yaşar Kemal 5. Amasya — Öyle Bir Uğradım — Maral Atmaca 6. Ankara — Kürk Mantolu Madonna — Sabahattin Ali 7. Antalya — Karabibik — Nabizade Nazım 8. Artvin — Güneşin Katili — Memet Türkan 9. Aydın — Kuyucaklı Yusuf — Sabahattin Ali 10. Balıkesir — Altı Harfli Bir Tatlı — Şermin Yaşar 11. Bilecik — Devlet Ana — Kemal Tahir 12. Bingöl — Güneşin Savrulduğu Yerden — Ahmet Say 13. Bitlis — Amerika’dan Bitlis’e — William Saroyan 14. Bolu — Koçyiğit Köroğlu — A. Kutsi Tecer 15. Burdur — Onuncu Köy — Fakir Baykurt 16. Bursa — Beş Şehir — Ahmet Hamdi Tanpınar 17. Çanakkale — Diriliş — Turgut Özakman 18. Çankırı — Bozkırdaki Çekirdek — Kemal Tahir 19. Çorum — Barikattaki Çocuk — Ahmet Bozkurt 20. Denizli — Kuşlar Yasına Gider — Hasan Ali Toptaş 21. Diyarbakır — Efsel — İlker Bozdağ 22. Edirne — Azap Toprakları — Emine Işınsu 23. Elazığ — Yarası Saklı — Başak Kızıltan 24. Erzincan — Köprü — Ayşe Kulin 25. Erzurum — Erzurum Yolculuğu — Aleksandr Puşkin 26. Eskişehir — Üç Beş Kişi — Adalet Ağaoğlu 27. Gaziantep — Patasana — Ahmet Ümit 28. Giresun — Paranoya — Hasan Bulut
1000Kitap
Yaşar Değirmenci'nin takvimden saate, dilden kıyafete kadar yapılan tüm Cumhuriyet devrimlerini "bir kültürün devrim adı altında imhası" olarak görmesi tek taraflı bir bakış açısının ürünü... Bugün belli bir kesimin tek derdinin Cumhuriyet dönemi devrimleri olması gerçekten düşündürücü. Sanırsın ki Osmanlı Devleti hiçbir zaman yüzünü Batı’ya dönmedi, hep kendi içine kapalı ve saf bir kültür koruması içindeydi. Tarih okumak, olayların perde arkasını görebilmek işte bu yüzden çok önemli arkadaşlar. Mesela batıya özgü beyaz gelinliği ilk kez II. Abdülhamid’in kızı Naime Sultan’ın giydiğini, Batı tarzı mobilyaların ve yaşam biçiminin halktan önce bizzat Osmanlı saray eşrafı tarafından benimsendiğini kaçımız biliyoruz? Tanzimat’tan Lale Devri’ne kadar uzanan o değişim rüzgârları, Cumhuriyet’in değil, bizzat Osmanlı’nın kendi modernleşme sancılarıydı. Bugünün muhafazakâr sembolü gibi görülen fes bile, II. Mahmud döneminde ilk getirildiğinde gavur icadı denilerek taşlanmıştı. İşin asıl üzücü tarafı ise şu: Ezanın Türkçe okunmasından duyulan o muazzam rahatsızlık, nedense Osmanlı’nın son dönemindeki rüşvet, iltimas ve liyakatsizlik gibi devleti içten içe çürüten ahlaki yozlaşmalar için duyulmuyor aynı kesim tarafından. Bir milletin kültürünü sadece harfler ve kıyafetler mi oluşturur? Adalet mekanizması bozulduğunda, hak etmeyene makam verildiğinde o milletin asıl değerleri imha edilmiş olmuyor mu? Cumhuriyet’in kılık kıyafet kanununa bugün hala tepki gösterenlerin, o yıllardaki gibi giyinen tek bir kişiyi bile bugün çevresinde bulamaması da işin ayrı bir tezatı. Kültür dediğimiz şey yaşayan bir organizma... Sadece dış görünüşe takılıp kalmanın, o kültürün içindeki adalet ve ahlak gibi asıl cevherleri görmezden gelmemize neden olduğunun farkında değil miyiz? Âdâb-ı Muâşeret ve Modern Toplumda Görgü Kuralları
1000Kitap
"Çok şeye sahibim ama ona olan sevgim herşeyi silip atıyor. Çok fazla şeyim var ama onsuz hiçbir şeyim yokmuş gibi..." Genç Werther'in Acıları
Ah, bu boşluk! Göğüsümdeki bu korkunç boşluk! Yalnızca bir kez, yalnızca bir kez bastırabilsem onu. Bu boşluğun doldurulabileceğini düşünüyorum çoğu zaman.. 🌿🤍 Genç Werther'in Acıları tavsiye ederim. Çok güzel bir kitap 📖✨
Alıntı