Mürebbiye: “İlahi adaletin pek sabırsızca hükmünü gerçekleştirdiği bir konakta bulunuyoruz; Camille Flammarion’un Bilinmeyen Doğal Kuvvetler adındaki kitabına mükemmelen eklenecek rüyalar, görünüşler arasında yaşıyoruz,” diye şaşkınlığını açıkladı.
Nevnihal Kalfa:“Hanımefendi de bir köylü çocuğu da Allah’ın kuludur, hangisinin daha kıymetli olduğunu yalnız o bilir,” diyerek ağladı.
Suat Paşa konağında, fino köpeği kadar olsun bir yer tutamadığı gibi, sütninenin harap köyünün mezarlığında da bir buçuk arşınlık bir yer bile işgal edemeyen Küçük Paşa; kendisini konağından müebbet sürgünle uzaklaştıran Naime Hanım’ın hudutsuz kibir ve gururuna varıncaya kadar bütün kötü duygularından arınan ve aklın algıladığı acılardan külliyen sıyrılan zihninde, açık lepiska saçların bir altın taç gibi taçlandırdığı başın içinde, o benzeri zor bulunur narin vücudunun cinnet serbestliğiyle cennet âlemine dönen yönetim merkezinde, öldükten sonra hayalini gömerek öcünü aldı…
"Onlar güldükçe dağların eteklerinde toplar patlardı; onlar güldükçe gencecik insanlar süngülenirdi ve onlar güldükçe insan soyunun kıyımı için ant içmiş şeytan yeryüzünde daha sağlam adımlarla dolaşırdı"
Son senesinde artan rahatsızlıkları için doktora giden Ahmed Naim’e doktor, “Kalp hastasısınız, namaz kılamazsınız, ‘secde’de ölürsünüz!” deyince, Ahmed Naim, “Ne mutlu bana!” diye cevap vermiştir. Ahmed Naim’in 62 yıllık ömrü yine bir ‘secde’de sona ermiştir. 13 Ağustos 1934 Pazartesi günü, Vefa Karakolu karşısındaki evinde, öğle namazını kılarken secdede ruhunu teslim etmiştir. Böylece ‘secde’yle başladığı ömrünü ‘secde’yle noktalamıştır. Hayatı boyunca terk etmediği namazı/secdesi; ömrünün son anında onu yalnız bırakmamış, imanına şahitlik etmiştir.