Rus edebiyatı okumak bana hep iyi gelmiştir. Yalın ve net bir edebi dille yazılmış metinler, daha ilk sayfadan beni içine alır. Bu kitapta da aynı hissi yaşadım.
Şalamov’un Kolima Öyküleri, Sovyet Gulag sisteminin en acımasız ve tüketici bölgelerinden biri olan Kolima’da yaşananları anlatıyor. Normal algılarımızla yorumlamakta zorlanacağımız, savaş zamanlarından bile çok daha ağır bir kamp hayatına tanıklık ediyoruz. Yazar,kitabında politik bir söylemden bilinçli olarak uzak durmuştur. Gerçekleri olabilecek en sade hâliyle aktarıaktarmıştır.. Yorumu okurun vicdanına bırakan bu yaklaşım, metnin etkisini daha da arttırmıştır. Şalamov’un odağı, kamptaki olayların kendisinden çok, bu olayların insan üzerindeki yıkıcı, geri dönüşsüz etkileridir.
Kitapta insan ilişkilerinin, ahlakın, dostluğun ve umut kırıntılarının nasıl aşındığı anlatılıyor. Bu durum, hayatta kalmanın tek etik değer hâline geldiği bir varoluşun tanımıdır. Bu dönüşümü en çarpıcı biçimde şu alıntı özetliyor;
“Sevgi, dostluk, gıpta, şefkat, merhamet, şöhret, dürüstlük gibi bütün insani duygular, uzun süren açlık dönemi boyunca eriyen bedenimizle yok olup gitmişti.”
Dipnotların sağladığı derinlik de kitabın önemli bir artısıydı. Rus kültürü, gelenekleri, yerel deyimler, tarihsel bağlam ve kamp yaşamına dair sosyolojik ipuçları, öykülerin katmanlarını daha iyi kavramamı sağladı. Şalamov’un metinler arası göndermeleri ise Rus edebiyatı, şiir geleneği, politik figürler ve folklor unsurlarıyla birleşerek okuma deneyimini daha zengin hâle getiriyor.
Sonsöz: Kitap beni çok etkiledi. Güçlüydü, sarsıcıydı ve okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum.