Puan vermedi·246 syf.··
2026 56. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 16:46
İdris naif ruhlu şiirler ile konuşan, dikişe yatkın babası attığı ilmekler ile yalnızca tene değil ruhada dokunan bir gençti Afganistan'da. Babası Hacı Abdullah terziliği öğrensin diye Kabil'in en iyi ustası Usta Habib'in yanına yerleştirir. Sadece tamir işleri yapan Usta Habib gibi sanatını konuşturur ve tıpkı onun gibi iyi işler çıkarır İdris. Birgün dükkana gelen Leyla onun kalbindekini nakşettiren güzelliktir ve kumaşlara işlenen şiirler bu aşkı büyütür ve zengin baba terzi İdris'i tehdit edip vatanını terk etmesine sebeb olur. Savaşın başlaması, İdris'in Leyla'yı araması, mücadeleler ve 9 yıl sonra Jalozai kampında Leyla'sını bulan İdris. Ama kaybettikleri, umutları, hayalleri ve feda edişleri ile birbirine tutuna bilecekler mi? Savaşın gölgesinde aşkın, hasretin, feda edişlerin anlatıldığı, dağılan hayatlarını toplama mücadelesi. Etkileyici konusu, Afganistan sokaklarını hayal ettiren anlatımı ile savaşın yaralarının derinliğini, bıraktığı izleri, parçalanmış hayatlarını toparlama çabaları çok güzel anlatılmış. Severek okudum kitabı türü sevenlere tavsiye ederim Kaderin ipliği sandığından daha uzundur kızım. Bazen o iplik koptu, hayat parçalandı sanırsın; ama asıl sağlam düğüm tam da orada, en karanlık ve en umutsuz anda atılır. Bazı yaralar dikiş tutmaz, bazı Vedalar ise hiçbir bavula sığmaz.
Nar Çiçekleri Barut KoktuğundaSamet Biricik · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20265 okunma
Puan vermedi·246 syf.··
2026 64. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 17:22
Merhabalar değerli kitapseverler, bugün sizlere Samet Biricik’in kaleminden çıkan Nar Çiçekleri Barut Koktuğunda adlı kitabı tanıtmak istiyorum. İdris derslerinde oldukça başarılı, parlak bir öğrenci. İdris’in edebiyat ve tarih öğretmenleri berrak zihninden büyük başarılar elde edeceğini düşünüyorlar. İdris’in babası Hacı Abdullah Bey ise İdris’in gelecekte bir devlet dairesinde memur ya da kürsü başında bir öğretmen olduğunu hayal ediyor. Ama tüm bunlara rağmen İdris okulu bırakıp terzi olmaya karar veriyor, bu karar üzerine babası Hacı Abdullah ise oğlu İdris’i çırak olarak usta Habib’in yanına veriyor. İdris’in dünyasında artık okul kitapları yerine mezuralar, sabunlu tebeşirler ve makaslar yer alıyor. İdris çalıştıkça diktiklerinin üzerine beyitler işlemeye başlıyor. Ve çalıştığı dükkâna bu beyitleri okumaya gelen Leyla isimli bir kız geliyor. İdris Leyla’yı görünce âşık oluyor. Leyla’nın babası Süleyman Bey, İdris’in Leyla için ceketinin astarına şiirler işlediğini fark ediyor ve Leyla’ya terzi İdris ile görüşmesini yasaklıyor. Ertesi gün Süleyman Bey İdris’in çalıştığı dükkâna gidiyor ve İdris’i tehdit edip ona ait olan defteri parçalıyor. Bu olaylardan sonra İdris Peşaver’e gidiyor. Sonra neler mi oldu? Sonrası kitapta. İdris ve Leyla kavuşabilecek mi? Bu sorunun cevabı ise kitabın içerisinde saklı. İdris ve Leyla’nın o saf, temiz aşkını okuyoruz; ayrıca birçok insanın çatışmaların ortasında yaşam mücadelesi verirken ölümle sonuçlanan yaşanan olayları da okuyoruz bu kitabın içerisinde. Kesinlikle herkesin okuması gereken etkileyici bir kitap. Yazarımızın kalemine sağlık, okuyucusu bol olsun.
Nar Çiçekleri Barut KoktuğundaSamet Biricik · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20265 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bana Nazan Bekiroğlu’nu Tanıtan Kitap
8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 18:28
2004 yılında, Türkçe öğretmenim Saim Bey’in elinde görmüş, okumaya heveslenmiş, “Cümleleri, demir leblebi gibi. Okuyamazsın.” demesine aldırmamış, alıp okumuştum. Bu, benim bu kitabı üçüncü okuyuşum. Kitaptan bahsetmeden önce, tanımayanlar için kitabın yazarından bahsedeyim: Nazan Bekiroğlu, 1957 Trabzon doğumlu. Eğitim hayatının üniversite hariç tamamını Trabzon’da geçirmiş birisi. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu. “Halide Edip Adıvar Romanlarının Teknik Açıdan İncelenmesi” teziyle doktorasını; “Şair Nigâr Hanım” adlı teziyle de doçentliğini tamamladı. 2001 yılında ise KTÜ’de Profesör olarak görev yapmaya başladı. Bu kitap, benim yazarla tanışma kitabım. Kitabı okudukça, bu kadar derin ve şiirsel ifadeler kullanan, tarihi ve edebiyatı bu kadar başarılı şekilde aynı potada eriten bir yazara olan merakım arttı. Kitabın katmanlı ve görünüşte çok anlatıcılı anlatısı, ritmi durağan, cümleleri de “demir leblebi” yapıyor elbet ama, elden bırakılıp da bir daha okunmayan türden bir anlatı değil. Ben de, tüm bu nedenlerle, yazarı araştırmaya niyetlendim. İşte tam bu noktada biraz sükût-u hayale uğradım. Çünkü yazar hakkında yukarıda yazdığım yaşam öyküsü dışında fazla bir bilgi yok. Türk edebiyatına bu kadar güzel eserler (Lâ, Nûn Masalları, Yerli Yersiz Cümleler, Mücella, İsimle Ateş Arasında, Nar Ağacı gibi) veren bir yazarın “münzevi” hayatından çıkıp, okuyucuya kendini “hatırlatması” gerekmez mi? Son kitabı “Kehribar Geçidi” bile 5 yıl önce yayınlandı. Yazım, yeni bir eser yaratımı için, bana biraz fazla geldi. Belki şu anda yazar, yeni bir çalışma üzerindedir. Kim bilir? Son söylediklerim bir “serzeniş” olarak algılanmasın ama “yepyeni” ve “nevi şahsına münhasır” bir Nazan Bekiroğlu kitabı okumanın vakti gelmedi mi?
İsimle Ateş ArasındaNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,369 okunma
Puan vermedi·536 syf.··
2026 22. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
Nar Ağacı’nı bitirdiğimde, masada öylece kalakaldım ve içimden sadece şu geçti: "Biz meğer ne büyük, ne derin acıların mirasçısıymışız da haberimiz yokmuş." Kitap beni Trabzon’dan Tebriz’e, Tiflis’ten Batum’a kadar öyle muazzam bir yolculuğuna çıkardı ki, sayfaları çevirirken resmen burnuma o eski zamanların, Balkan Harbi’nin, muhaceretin o göç yollarındaki çaresizliğin kokusu geldi. Zehra ile Settar Han’ın o darmadağın olmuş dünyada, savaşın, ayrılığın ve ölümün tam ortasında yeşertmeye çalıştıkları o saf aşkı okurken kalbimin ritmi değişti. Settar Han’ın o asil ama içi yanan duruşu, Zehra’nın o fırtınalı dönemde dik durmaya çalışan naif ruhu içimi hem titretti hem de bana büyük bir hüzün verdi. İnsan okurken ister istemez kendi köklerini, dedelerinin, ninelerinin bu topraklarda bıraktığı ayak izlerini düşünüyor; "Acaba onlar da böyle sevdiler mi, böyle kayboldular mı bu kargaşada?" diye sormadan edemiyor. Hele o romanın adını aldığı nar ağacı tasviri yok mu… Hayatın o çok odalı, çok taneli, hem çok tatlı hem de içi kan ağlayan halini o kadar güzel simgeliyor ki, her nar tanesinde bir insanın gözyaşı gizliymiş gibi hissettim. Bekiroğlu’nun o kelimeleri nakış gibi işleyen, insanı büyüleyen diline kapılıp giderken, tarihin o soğuk sayfalarının arkasında ne kadar gerçek, ne kadar kanlı canlı insan hikayeleri yattığını çok derinden idrak ettim. Kitabın kapağını kapattığımda, içimde hem gidenlerin ardından yakılmış sessiz bir ağıtın burukluğu hem de geçmişime, köklerime sarılma isteği vardı. Nar Ağacı benim için sadece bir roman değil; geçmişin o tozlu, kırık dökük aynasından bugünkü varlığıma bakıp hüzünle gülümsediğim, ruhumu paramparça edip sonra yine o naiflikle tamir eden çok epik, çok buralı bir başyapıt.
Alıntı
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma
Bilgi ve Kimlik İncelemesi
7/10
·536 syf.··
2026 1. kitabı
Nar Ağacı bence temelde şunu anlatmaya çalışıyor: İnsan kimliğiyle ne kadar değişir, ne kadar aynı kalır? Kitap boyunca karakterlerin sürekli yer değiştirmesi, başka kimliklere bürünmesi aslında bunu sorgulatıyor. Ama şunu da gösteriyor; insan bazı şeylerde değişebiliyor ama özünde tamamen başka biri de olamıyor. Doğu-Batı meselesi de kitapta çok net hissediliyor. Bana göre Doğu daha durağan, daha kaderci ve sistemin devamına odaklı bir yer gibi çizilmiş. Batı ise daha hareketli, daha bireysel ve uyum sağlayabilen bir yapı olarak duruyor. Özellikle Venedikli karakter bunu çok iyi temsil ediyor. Adam gerektiğinde kendinden vazgeçiyor, adapte oluyor ve hayatta kalıyor. Bu yönüyle daha “esnek” bir zihin yapısını temsil ediyor. Hoca karakteri ise tam tersi. Çok zeki ama aynı zamanda çok kaygılı. Bilgiye çok önem veriyor ama o bilgi onu özgürleştirmek yerine daha da sıkıştırıyor. Hatta bir noktada kendisi olmak istemeyip başka biri olmaya çalışması bence ciddi bir iç çatışma. Yani bilgi var ama o bilgiyi taşıyacak psikolojik güç yok gibi. Kitapta bilgi konusu gerçekten önemli. Bilgi burada sadece öğrenmek değil, doğrudan bir güç unsuru. Hocanın bilgiye ulaşma isteği bir güç arayışı gibi. Kölenin bilgiyi saklaması da aslında gücünü paylaşmak istememesi. Aynı şekilde padişah ve paşaların da bilgiyi kullanarak güç elde etmeye çalıştığını görüyoruz. Yani bilgi = güç denklemi kitapta oldukça net. Padişah karakteri bana da biraz zayıf geldi. Beklenen otoriteyi tam veremiyor. Paşalar ise doğruluktan çok sistemin devamını önemsiyor. Yani doğru mu yanlış mı çok önemli değil, yeter ki düzen bozulmasın anlayışı var. Halk kısmı çok detaylı anlatılmıyor ama dirlik düzeninden şunu çıkarabiliyoruz: çok sorgulamayan, yönlendirilen ve bunu çok da problem etmeyen bir yapı. Açıkçası en
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma
Puan vermedi·466 syf.·
2026 306. kitabı
"Savaşların ve devrimin gölgesinde yeşeren, sürgün bir aşk hikâyesi... “Rusya’yı çürüyen bir nar gibi düşünmüşümdür hep. Kokuşmuş içini saklayan, dıştan kırmızı ve nefis; ama ikiye bölünce, çekirdekleri ve taneleri kapkara, iğrenç, önüne saçılır. Rusya bana narı hatırlatıyor. Romanovlar’ın Son Evi , tarihi gerçeklerle kurguyu harmanlayarak bir devrin kapanışını bir karakterin kişisel trajedisi üzerinden ele alır. "Son Evi, Rus İmparatorluğu’nun çöküş sürecini ustalıkla işlerken yirminci yüzyılı sarsan büyük toplumsal değişimler karşısında hayatın, duyguların, yuva özleminin ve aşkın etkileyici bir portresini sunuyor. Çağdaş İrlanda edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Boyne, incelikle kurguladığı bu tarihsel romanında, Çarlık Rusya’sının adım adım çözülüşünü ve 1917 Ekim Devrimi’nin ertesinde yaşanan göç ve sürgünlük sürecini, Georgi ile ömürlük aşkı gizemli Zoya’nın mücadeleyle örülü yaşantıları üzerinden anlatıyor. Efsanevi Rasputin, Grandüşes Anastasya, Kanlı Nikolay ve Romanovlar’ın efsanevi dünyasında yer edinmiş pek çok başka tarihî kişiliği yeniden bir araya getiren kitap, heyecan uyandırıcı anlatısıyla son yılların en dokunaklı ve en sürükleyici tarihsel romanlarından biri. Rusya’nın ücra bir köyünde yaşayan yoksul bir çiftçinin oğlu olan 17 yaşındaki Georgi Daniiloviç Jahmenev, üç asırdır Rusya’yı yöneten Romanov hanedanının bir üyesine yönelik suikastı engeller ve bu kahramanca davranışı karşılığında kendini bir anda bütün ihtişamıyla Kışlık Saray’da, çar ve ailesinin hizmetinde buluverir.. "Yıl 1915’tir, Rusya ve Avrupa’nın diğer büyük güçleri savaş hâlindedir. Rusya’daki yoksul halk ise iktidarı istemektedir. Romanov hanedanı çöküşe çok yakındır ve Jahmenev bütün bu trajediye bizzat tanıklık edecektir. Gerçek olaylardan ve karakterlerden esinlenen özgün
Edebiyat - Roman - Tarih
Romanovlar’ın Son EviJohn Boyne · Delidolu · 2019247 okunma