Marquis de Sade, Simone de Beauvoir'ın gösterdiği gibi, ayrıcalıklarının tümüne teker teker karşı çıkılan feodal dizgenin çöküşünü yaşamıştır. Onun ünlü sadizmi, haklarını, kişiliğinin öznel yanı üzerinde temellendirerek, şiddet içinde bir savaşçı olarak doğrulamak isteyen kör bir girişimdir. Oysa bu girişim, kentsoylu öznelciliğinin İçine çoktan sızmıştır, nesnel soyluluk ünvanları, yerlerini, Ego’nun denetlenmez üstünlüğüne bırakmışlardır.
İnsan içten kilitlenmiş bir durumdadır, kendisini saran bu duvarlardan kurtulamamakta ya da bir başka deyişle duvarlarla kuşatılmış olduğunu bilmektedir.
Tarih’in öznesi olan işçi sınıfı, birliğini tek
bir devinim içinde gerçekleştirmediği ve tarihsel rolünün bilincine varamadığı sürece, insanların yaptıkları şey kendilerinden uzaklaşmak durumundadır.
Ancak, Tarih benden uzaklaşıyorsa, bu, onu yapmadığımdan ötürü değil sözkonusu tarihi başkası da yaptığı içindir.