mareridt

mareridt
yaşamın avuntusu sanattır.
Kütüphaneci
Serendipity
55 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Bugün gerçekleştirmeyi tasarlayıp bir türlü başaramadığımız kütüphane dermesini ders programları doğrultusunda kurma ve geliştirme çabasını, Köy Enstitülerindeki kütüphanelerde şörmek olanaklıdır. 1951 yılında Türkiye'ye gelen Florida Üniversitesi Eğitim Koleji İlköğretim bölümü başkanı Prof. Dr. Kate V. Wofford, köy ilkokulları konusunda hazırladığı raporda şunları söylemektedir:' Bana okulunuzdan bahsediyorsunuz; öğretmenlerinizin iyi birer öğretici ve bilgili kimseler olduğunu söylemek istıyor, ögrencilerınizin kendilerine verilen vazifeleri iyi yaptıklarını, okulun senede şu kadar mezun verdiğini rakam ve istatistiklere dayanarak izah etmeğe çalışıyorsunuz. Bütün bunların doğru olduğuna inanabilmem için bana okulunuzın haftalık ders programını verin, beni kütüphanenize götürün. Eğer okul kütüphanesinin çalışma programı okul programını ta-mamlıyorsa; kütüphaneciniz okul programına vakıf, okutmayı bilen bir kimse ise, haftalık çalışma programının başarılı bir şekilde tatbik edilebilmesi için öğretmen, kütüphaneci ve öğrenciler müştereken çalışmasını biliyorlarsa işte o zaman söylediklerinizi değerlendirir ve inanırım"18 . Bu rapor, eğitim ve kütüphane ilişkisini açıklamanın yanında, Köy Enstitülerindeki ders programı okuma kütüphane ilişkisini de yansıtması bakımından da çok önemlidir. Kitabın bulunduğu, kitaplardan yararlanmak başvurulduğu yerler de kütüphanelerdir. Köy Enstitülerinin kütüphaneleri yalnız bulundukları yerlerde iyi hizmet sunmakla kalmamış; Enstitüleri bitirenler tarafından da örnek alınması gereken yerler olarak değerlendirilmişlerdir. Bir enstitülü herhangi bir köye atandığında iyi bir kütüphane kurmak için kendi okulunun kütüphanesini örnek olarak almalıdır. Kendi okulunu, dersliğini, sırasını, bahçesini yaparak oku-mayı, okudukları üstüne
Sayfa 14
Reklam
Bütün mesele, çocuklarınızın saçlarına kızıl çizgiler atacak doğru kuaförü tanımasanız bile, dış görünüşlerini değiştirmek istediklerinde en azından evde kullanabilecekleri bir saç boyası almaları için onlara maddi destek sağlamaktan çekinmemenizdir. Çocuklarınızın size karşı çıkıp başlarını daha ciddi belalara sokmadan, bunun gibi nispeten daha zararsız olan şeyleri denemelerine izin vermelisiniz. Savaşı kazanmanız gerekirken muharebeleri kazanmaya odaklanmalısınız. Asıl hedefiniz çocuklarınızın içgüdüsel olarak ihtiyaç duydukları deney yapma sürecini uzun vadeli olumsuz etkilere maruz kalmadan atlatmalarını sağlayabilmektir. Ergenlik çağı çocuklarınızı test ederek güçlü oldukları yanlarını, hatta ilgi göstermeniz gereken zafiyetlerini tespit etmeniz için harika bir dönemdir. Bu dönemde onlarla alay etmekten, onları yargılamaktan, onlara karşı çıkmaktan ve onlara karşı ilgisiz tavırlar sergilemekten kaçınmanız gerekir. Bunun yerine akıllarından ne geçtiğini anlamaya çalışmalısınız. Tüm çocuklar çözüme ulaş tırmalarına yardım edebileceğiniz çeşitli sorunlarla mücadele eder. Kafaları son derece dağınık olabilir; kitaplarını okulda unutabilirler, önemli notları buruşturarak sırt çantalarının dibine tıkabilirler ve verilen ödevleri anlamakta zorluk çekebilirler. Bazen ya da çoğu zaman düzenli bir şekilde yaşamayı başaramayıp etraflarında olan biten şeylere ilişkin çeşitli detayları gözden kaçırabilirler. Bu yüzden onlardan ödevlerini nasıl yapacaklarını anlamalarını bekleyerek, aslında gereğinden büyük bir beklenti içine girmiş olabilirsiniz. Ergenlik çağındaki çocuğunuz her zaman tavsiyelerinize uymayabilir, ama bu süreçte yanında olmazsanız ve nasıl öğrendiklerini anlamaya çalışmazsanız, onlara tavsiye de veremezsiniz. Emin olun ki tutarsız davranışları ve beyin olarak
Kilise'ye göre bu büyük felaket insanların günahları sonucunda Tanrí'nın gönderdiği bir cezaydı. Bu söylem Orta Çağ boyunca her felaket döneminde Kilise tarafından yapılan tek resmi açıklama haline gelmiştir. O halde daha fazla ibadet edilmesi yani kiliseye bağlılığın artırılarak dua ayinlerinin sıklaştırılması Tanrı'nın kullarına karşı duyduğu öfkeyi dindirecektir. Ancak ortada bir sorun vardır: dua etmek, günah çıkartmak ve şifa bulmak için kiliseye koşan halk din adamlarının büyük çoğunluğunun cansız bedenleriyle karşılaşmışlardır. Veba kilisenin resmi propagandasına göre günahkâr kullara gönderilen bir ceza ise ve kilisenin günahsız olduğu düşünülüyorsa o zaman burada bir tezat mevcuttur. Özellikle İngiltere'de halk din adamlarının da günahkâr olduğunu düşünmeye başlayınca Kilise'yi hedef alan Lollard hareketi doğmuştur. Veba Avrupa'nın klasik inanç sisteminin altını oymaya başlamış ve Papalık bu süreç sonunda ciddi şekilde yıpranmıştır. Doktorların tıbbi yetersizliklerini ortaya koyan en ciddi gelişme de büyük veba salgınıdır. Vebayı açıklamaya yetecek bilgisi olmayan Paris Tup Fakultesi, tum sorumlulugu astrolojiye yüklemiştir. Mars ve Jüpiter'in yanlış dizilimi havayı zehirlemiş, kötü hava buharları tüm Avrupa'yı etkilemiştir. Buna göre çeşitli baharatlar, bitkiler ve ağaç dalları yakmak suretiyle hava temizlenmeli, ağız ve yüzü sirkeli mendillerle kapatarak nefes alınmalıydı. Ancak tüm bu açıklamalara inanmayan bir kesim vardı: Kırbaççılar. Orta Çağ Avrupa'sında zaten iyi bakılmayan hatta ayak bileklerine kırmızı kurdeleler takılacak kadar nefret edilen Yahudiler, Almanya merkezli bu tarikatın hedefi haline gelmiştir. Kırbaçılara göre Yahudiler kuyuları zehirliyor ve havayı kirletiyorlardı. Tek çare hızla onlardan kurtulmaktı. Avrupa'da Yahudi avının
Sayfa 90
“Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cilalı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu kitabın kalabalığından. Sırf sana bir şey anlatır o cümle. Başka herkese susar.”
Sayfa 53
Eşyasız evde, salonda sonradan üçlü koltuğu koyduğumuz yere serdiğimiz mukavvanın üzerine oturduk yan yana. Mutluluk denilen şeye en yakın olduğum anlardan biriydi. Ev artık birbirimizin yüzünü göremeyeceğimiz kadar karanlık olunca, yine çantandan çıkardığın mumu diktin biten ilk şişenin ağzına. En çok buna tutulmuştum sende, benim gibi hayatındaki her santimi hesaplayan ve o hesapları şu kadarcık olsun şaşmayan, her şeyi herkesten önce düşünen, kendini dünyanın en akıllısı sanan bir kadının da aklına gelmeyecek şeyler olduğunu göstermiştin bana. Senin olduğun yerde en güçlü, en akıllı ben değildim. Her şeyi tek başına halletmeye dünden razı biri olarak, "Ben hallederim, merak etme" cümlesini duymanın insana nasıl büyük bir ferahlık verdiğini ilk kez sayende öğrenmiştim.
Sayfa 28