"Sızlatır yüreğimi bunca suret etrafına Çöreklenen, yapışıp kalan hayaller: Sonsuzca narin sınırsızca çileli Bir şeylerin düşüncesi." T. S. Eliot
Duygu ve Düşünce
Cinsellik hakkında kaç tane pozitif ve kaç tane negatif düşünceniz olduğunu bir düşünün? Veya kaç tane pozitif anınız ve kaç tane negatif anınız olduğunu. Ben düşündüğümde sahip olduğum negatif bakışaçıları pozitiflere göre çok çok daha fazlaydı. Bi noktada durdum ve düşündüm. Neden bize öğretilen her şey bu kadar kötücül, korkutucu, yasaklayıcı, engelleyici, ayıplayıcı ve kaygılandırıcı? Emily Negoski ,bir seks eğitimcisi ve araştırmacısı, bu kitabında cinsellikle alakalı bildiğimiz çoğu şeyin bir yalan olduğunu ve bilimin gözünden doğruların ne olduğunu anlatıyor. Büyürken elimize verilen, sözlü şekilde bize öğretilen bir harita var diyor. Ve bu harita öyle hatalı ki elimize alıp yola düştüğümüzde gördüğümüz araziyle çoğu zaman uyuşmuyor ve biz , çoğunlukla, hatanın haritada değil arazide olduğunu düşünüyoruz. Yazarın vurguladığı en büyük iki şey haritaların bir değil bir sürü olduğu ve sandığımızın aksine arazilerin ( yani aslında kendimizin) çoğu zaman gayet normal,sağlıklı ve güzel olduğudur. Bize anlatılan bu hikayelerin ( her kadının penetrasyonla orgazm olması gerektiği, genital uyarılma veya ıslanmanın her daim arzumuzla paralel gerçekleşmesi gerektiği, normal olanın spontan arzu olduğu ve eğer yıldırım çarpmış gibi ani bir arzu/ istek duymuyorsanız sorunlu olmanız gerektiği gibi gibi) hepimizin kendimize özgü olduğumuz gerçeğiyle asla uyuşmadığını bir bir açıklıyor. Ayrıca bu hikayelerin çoğunlukla erkek zevki/ cinselliği merkezi alınarak ve norm kabul edilerek uydurulduğunu ama kadın cinselliğinin daha başka, daha biricik olduğu gerçeğinin de bilinmediğini söylüyor. Yani aslında durum bildiğinizden çok daha farklı, karmaşık, narin, biricik ve güzel! Her ama HER kadının bu kitapta yazılanları bilmesi ve benimsemesini çok isterim ve bu yüzden bu harika
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Funda'dan... Annesinin aşuresini, benimle kim paylaşır...
Aşure: Kazanda Kaynayan Hayat, Ömrün Karışımı ​Hayat, tek bir tatta donup kalmayacak kadar geniş; tek bir duyguyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir mutfaktır. Bugün ocaklarda kaynayan aşure, aslında her birimizin hikayesidir. Bakır bir kazanın içinde dönüp duran o muazzam döngü, ömrün ta kendisidir. ​Gelin, o kazanın kapağını aralayalım ve ömrümüzü bir de aşurenin gözünden okuyalım: ​Buğday, hayatın asıl gövdesidir. Sabırdır, emektir. Önce suda bekler, sonra ateşte pişer. Tıpkı insan gibi; hamlığını atmak için kaynar sulardan geçmek zorundadır. O olmadan ne kazanın kıvamı tutar ne de ömrün. ​Nohut ve fasulye, hayatın o sert, köşeli ve hazmetmesi zor günleridir. İlk bakışta bir tatlıya yakışmayacak kadar yabancı dururlar. Ama biliriz ki, hayat sadece incirin, kayısının tatlılığından ibaret değildir. Acıyı, hüznü ve o sert imtihanları da heybemize eklemeden "tamamlandım" diyemez insan. Onlar kazana girer ki, lezzet sadece dilde kalmasın, ruha işlesin. ​İncir, kayısı, üzüm... Hayatın o içimizi ısıtan, yüzümüzü güldüren tesellileridir. En daraldığımız anda karşımıza çıkan bir dost eli, beklenmedik bir tebessümdür. Sertliği yumuşatır, acıyı hafifletirler. ​Ve nar taneleri ile ceviz... Ömrün nihayetinde kazandığımız o son dokunuşlar, yani tecrübelerdir. Hayatın üstüne serpilen birer süstür ama her biri asıl karakteri verir. ​Kaderimiz, bir aşure kazanı gibi kaynar durur zamanın ocağında. İçine düşen hiçbir şey zayi olmaz; her acı bir kıvam, her tatlı bir nefes, her sertlik bir duruş katar ruha. Önemli olan içindeki malzemelerin tek tek ne olduğu değil, hepsinin aynı potada eriyip tek bir kâsede 'bütün' olabilmesidir. ​Bizler de hayatın içinden geçiyoruz; bazen fasulye kadar sert, bazen incir kadar narin, bazen de nar taneleri kadar parça pinçik... Ama günün sonunda,
888 kırmızı gül. İnsan saymaya kalkmaz. Göz, doğrudan ortadaki tek beyaz kasımpatıya gider. Notun üzerinde yalnızca birkaç satır vardı. "Gül kadar narin, kasımpatı kadar kırılgan ama inadına güçlü olan sana..." A. A. KASABALI O gün Armina'nın eline geçen tek şey bir buket değildi. Henüz anlamını bilmediği bir hikâyenin ilk sayfasıydı. Kehribar Ateşi
1000Kitap
ufak bir şiirim
GÜNEŞE SEVDALI SERÇELER Kırık bir kanat ucuyla dokunmak o yakıcı nûra, Zemheri ayazında, kendi yangınıyla ısınmaktır aşk. Toprağın sinesinden yükselip o en yüksek sûra, Bir damla çiğ tanesiyle, ummana kafa tutmaktır aşk. Güneş, bir altın mühür gibi asılıyken en tepede, Serçelerin kalbinde büyür o devasa ve dilsiz çığlık. Sıfatlar dökülür bir bir, lisan yorulur her hecede, Kendi küçüklüğünde, mutlak sonsuzluğu bulmaktır aşk. Biz ki; gökyüzünü bir hırka gibi sırtına geçirenler, Hiçliğin o ipekten ipinde, ölümsüzlüğü seçenler... Kendi meçhul destanını, kendi kanıyla emzirenler; Yandıkça küle değil, ebedî ışığa doymaktır aşk. Bakma cismimizin o narin, o ürkek duruşuna, Ruhumuzun vaveylası sığmaz bu dünya vuruşuna. Ezelden ebede giden o "tek" hecenin vuslatına, Sessizce diz çöküp, o meçhul destanla susmaktır aşk.
Şiir
Bazı çiçekler sessiz açar; kimse görmese de baharını yaşar. Gökyüzüne bak… Bazen bir umut, bir bulutun arkasında saklıdır Kelebek kadar narin, güneş kadar güçlü bir kalbin olsun Hayat bazen susarak öğretir; en güzel cevap ise yeniden ışık olmaktır Bir kuşun kanadındaki özgürlük gibi, ruhunda hep umut taşı.