Ölü Canlar, bireysel ahlaktan çok toplumsal çürümeyi hedef alır. Ölü Canlar iki kısımdan oluşur; Gogol’ün manik depresif psikoz rahatsızlığı yüzünden eserin ikinci bölümü tamamlanmamış, bu yüzden notlarından yola çıkılarak ikinci kısım tamamlanmaya çalışılmıştır. İlk kısımda Çiçikov’un köy köy dolaşıp “ölü canlar” satın almaya başlaması ve hiç ummadığı bir anda kendini olaylar örgüsü içinde bulması anlatılır. Bu yüzden kimsenin onu tanımadığı başka bir yere gider. İkinci kısımda, her ne kadar bir birey olarak düzgün kalmaya çalışsa da hayali olan ölü canlar satın alma işine tekrar girişir. Ahlakın sessizce çöktüğü, vicdanın sustuğu, insanın değersizleştiği ve değerlerin içten içe çürüdüğü bir dünyada o da artık bir düzenin parçası olup yozlaşmanın derinlerine inen karanlık bir yolculuğa başlar.
Çiçikov’un “ölü canlar”ı satın alma girişimi, bir olay örgüsü olmaktan çıkarak bürokrasinin, mülkiyetin ve statünün anlamsızlaştığı bir düzenin alegorisine dönüşür. Buradaki “ölü”lük biyolojik değil, ahlaki ve ruhsaldır. Romanın asıl gücü, karakterlerin karikatürleşmiş gibi görünen ama gerçekte son derece tanıdık tipler olmasıdır. Toprak sahipleri, memurlar ve aracılar; çıkar, kibir ve atalete saplanmış bir toplumun parçalarıdır. Gogol’ün ironisi, bu insanların kendilerini son derece “normal” ve saygın görmelerinde yoğunlaşır. Çiçikov’un planının akıl dışılığı bile sistemin boşlukları sayesinde mümkün olur; bu da suçun bireysel olmaktan çok yapısal olduğunu düşündürür.
Sonuç olarak Ölü Canlar, sadece 19. yüzyıl Rus toplumunun değil, her dönemde statüye, kâğıt üzerindeki değere ve görünüşe teslim olan toplumların romanıdır. Okuru eğlendirirken huzursuz eden, bu nedenle de kalıcı olan bir eserdir.