gariptir ki, hayat dediği bu şeyin korkunç, düşmanca ve eğer kendisine fırsat verilirse insanın kafasına vurmaya hazır bir şey olduğunu hissettiğini itiraf etmeliydi.
Sadece havaya dokunulamayan ve tadı alınamayan bir tatlılık ve keskinlik yayan kubbe biçimli kovanın etrafından ayrılmayan bir arı gibi belki; insan da, dünyadaki bütün ülkelerin üzerini kaplayan o geniş havada tek başına uçtuktan sonra, kıpır kıpır uçup vızıldayarak kovanlara dadanan arılar gibiydi, bu kovanlar da insanlardı.
Arzuladığı şey bilgi değil bir olmaktı, tabletlerdeki yazıları değil, insanın bildiği hiçbir dilde yazılamayacak bir şeyi, onunla birleşmeyi istiyordu, ki bu da bilgidir diye düşünmüştü...