Gilan, Hasson'un çift kabzalı kılıcının yükselişini çaresizce izliyordu. Genç Orman Muhafazı'nın yüzü, yaşadığı dehşetten dolayı çarpılmıştı. Öğretmeni ve arkadaşı olan adamın ölümünü, hiçbir şey yapamıyor olmanın verdiği çaresizlikle yüreği burkularak izliyordu. Halt' un adını haykırmak istediyse de boğazı tıkandı ve gözyaşlarının akmaya başladığını fark etti.
Kılıç hâlâ yükseliyordu. Aşağı inip hızla hedefine varması an meselesiydi artık.
Ancak birden, kılıç daha da yükselmeye, cellâdın ölümcül darbesine başlayacağı noktanın da gerisine doğru düşmeye başladı.
Kalabalığın içinden şaşkın feryatlar yükseldi. Gilan, kaşlarını çattı. Hasson ne yapıyordu böyle?
Kollarını başının üstüne kaldırmış olan cellât geriye doğru hafifçe sendeleyerek büyük bir gürültüyle sırt üstü platforma devrildi. Platformdakiler de artık meydanda toplanan kalabalık gibi cellâdın göğsüne derinlemesine saplanan gri uçlu oku görebiliyordu. Yaşamını o anda yitiren Hasson'un kılıcı elinden kayarak gürültüyle platformun zeminine düştü.
"Will bu!" diye bir çığlık attı Gilan.
"Unuttukları bir şey var," dedi. Sağlam kalan gözünde bir umut ışığı yanıyordu. Diğer gözü, artık tamamen kapanmıştı.
Grubun diğer üyeleri, şaşkın şaşkın bakıştılar. Hiçbiri düştükleri bu açmazdan bir çıkış yolu göremiyordu.
"Neymiş o, Halt?" diye dalga geçercesine sordu Evanlyn.
Sözlerinin çok ciddiye alınmadığını fark eden Halt, başını kaldırıp prensesi dik bakışlarla süzdü. Ardından da kelimeleri vurgulayarak konuştu.
"Will, hâlâ dışarılarda bir yerde."
"Ya sen," diye çıkıştı, "sen ne arıyorsun burada?"
Halt, Skandiyalı'nın sesindeki öfkeden etkilenmemişe benziyordu. "Onu almaya geldim," dedi usulca. Erak gözlerini önce onun, ardından da yüzü grili benekli kapüşonla hâlâ büyük ölçüde gizlenen Will' in üstünde gezdirdi. Öfkesi parladığı gibi sönüvermişti.
"Evet," dedi daha sakin bir ses tonuyla. "Geleceğini söylemişti."
Gemi kıyıdan gitgide uzaklaşırken, Will, dalgaların arasında duran atlıya baktı. Halt, ona hem çok yakın hem de erişemeyeceği kadar uzaktaydı. Gözleri yaşlarla doldu. O sırada Halt'un, ona belli belirsiz ulaşan sesini duydu.
"Will! Ölmemeye bak! Sakın pes etme! Nerede olursan ol, seni bulacağım!"
Çocuk gözyaşlarına boğuldu. Hem dostu hem ustası olan adama veda etmek için elini salladı.
"Halt!" diye bağırdı. Ancak Orman Muhafızı'nın onu duyamayacağını biliyordu. Rüzgâr, Halt' un sesini bir kez daha ona getirdi.
"Seni bulacağım, Will!"
---
Sırılsıklam olmuş bir adam göğsüne kadar suyun içine girmiş, atının üzerinde durmuş, geminin arkasından bakıyordu.
Dudakları hâlâ oynuyor, kendinden başka kimsenin duyamayacağı sözler veriyordu.
"Mertin," dedi sağ tarafta oturan kurul üyesi, "Madelyn sen eline basınca sessiz kalmış olsa neler yaşanacaktı?"
Mertin omuz silkti. "Çok büyük bir ihtimalle yoluma devam edecektim. İlk anda bir ağaç kökü ya da kopmuş bir dala bastığımı sanmıştım." Gülümsedi. "Ama sonra o daldan 'Ayy!' diye bir ses geldi."