Onun ismini en ufak bir tereddüt yaşamadan, gayet doğal biçimde söylerken, bir yandan da o eski ve aşina iç ürpertisini, yürek çarpıntısını bu sefer neden yaşamadığını, kanının neden kaynamadığını soruyordu kendine.
Geçmişte işçi sınıfına göre daha derli toplu görünen, iyi giyimli kimselerin zekanın iktidarına ve güzelliği takdir gücüne sahip olduğunu sanmakla ne büyük aptallık etmişti. Kültürün giyimle atbaşı gittiğine, üniversite eğitimi ile derin bilginin aynı şeyler olduğuna inanarak nasıl da kendini kandırmış.