En çok nefret ettiğim erkekler bana öğüt
vermeye kalkışanlar ya da beni yaşadığım hayattan kurtarmak istediğini
söyleyenlerdi.
Benim düşük
bir insan olduğumu anımsatarak, kendilerim soylu ve üstün
hissetmek isterlerdi. Kendi kendilerine,
"Ne harika bir insanım ben. Şu sürtüğü çok geç olmadan bataktan
çıkarmaya çalışıyorum," derlerdi.
Onlara bu rolü oynama fırsatını vermezdim. Her allahın günü
beni döven bir adamla evliyken hiçbiri beni kurtarmaya yanaşmamıştı.
Âşık olma aptallığım yüzünden kalbim kırıldığında da hiçbiri
yardımıma koşmamıştı. Bir kadının hayatı, gerçekten acınacak
bir hayattır. Oysa bir fahişe, biraz daha iyi durumdadır.
Açıkçası, ben de mandalinayı mı, portakalı
mı tercih ettiğimi hiç düşünmemiştim. Sorusunu yineledi:
"Portakal mı seversin, mandalina mı?"
"Mandalina," dedim. Ancak o mandalinaları alır almaz, portakalı
daha çok sevdiğimi fark ettim, ama bunu ona söylemeye
utandım, çünkü mandalina daha ucuzdu.
Bir yerlerimde hissedebiliyordum onu, varlığımın
ben doğduğum zaman doğan, ama ben büyürken büyümeyen
bir parçası gibi, bir zamanlar bildiğim, ama doğarken geride bıraktığım
bir parçası gibi... Olabilecek, gene de hiç yaşanmamış
her şeyin belli belirsiz bilinci gibi...