“Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir...”demiş. Ne doğru söz! Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli... Bazı şeyler vardır, canımızı sıkar; “Bu neden böyle? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı! “ deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir. İçimizden, bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasını istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.
Üç kitabın bir arada olması bence çok iyi olmuş. Kitaplardan genel olarak bahsetmek gerekirse yalın bir dil, akıcı bir olay örgüsü ve sonunda üzülme hissiyle baş başa kalmak.
İlk ilki bölüm daha tanımsal ilerlemesine rağmen konu itibariyle dikkat çekici bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Özellikle örtülü operasyon bölümü ilgililer tarafından kesinlikle okunmalı. Ermeni soykırım yalanı oldukça detaylı bir şekilde incelenmiş, kaynaklar sunulmuştur. Ümit Hoca’nın en beğendiğim kitabı oldu. Birçok yeni bilgi öğrendim ve bildiğim şeyleri ise kitaptan öğrendiğim kavramlar sayesinde inceleme ve değerlendirme fırsatı buldum.