Kültürümüzün düşünme tarzına göre birtakım nesnelere ve canlılara sahip olmak bize güvenlik getirmektedir.Ama bu düşünceden doğan sayısız yapay gereksinim,bizi gerçekte gitgide kendimizden uzaklaştırmaktadır.
“Sevgilerine” bağımlı olduğumuz insanların isteklerine taviz vermeyi çok küçük yaşlarda öğrendik.Üzerinde fazla kafa dahi yormadan,Özgürlüğü itaatsizlikle eş tutmayı öğrendik.
Acının,bize acıyı verenler tarafından dindirilmesi gerekliliği yalanı tarafından kışkırtılan bir sevginin var olduğu bir dünyada yaşama cesaretini nasıl gösteriyoruz?
Hepimiz özgürlük istediğimiz halde,saygısını ve övgüsünü beklediğimiz güce çeşitli şekillerde bağlıyız.Bu,bizi sonsuz bir tasvip edilme ihtiyacına mahkûm eder,hem de gerçek isteklerimizi reddedenlerin tasvibine
Gelenekleri kabul etmeyi ruhsal sağlığın ölçütü haline getirdiğimiz sürece,geleneklerin bazı şartlar altında yanılgı ve yalanın hükmü altına girmemizi isteyen eğilimlere hizmet ettiğini gözardı etmiş oluruz.